Süleyman Ecevit Sanlı konuşmasına kendi mesleki geçmişini anlatarak başladı. 2013 yılında kendi şirketlerini kurduğunu belirten Ecevit, gümrük müşavirliği ve lojistik alanlarında Türkiye’de yaklaşık 16 ilde, ABD’de ise 4 eyalette faaliyet gösteren bir şirketler topluluğunu yönetim kurulu başkanı olarak yürüttüğünü ifade etti. Aynı zamanda ikinci döneminde Türk Amerikan İş Adamları Derneği (AmCham) ve Amerikan Ticaret Odası Genel Başkanlığı görevini sürdürdüğünü belirten Ecevit, AmCham)nın 1987 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulduğunu ve yapının merhum Turgut Özal dönemine dayandığını söyledi.
Sektör açısından kritik bir virajdan geçildiğini vurgulayan Sanlı, doğru kararlar alabilmek için mevcut durumun doğru okunması gerektiğini ifade etti. Küresel çelik dış ticaretinde enerji ve finans başlıklarının aynı anda yoğun şekilde konuşulmaya başlanmasının gümrük duvarlarının yükseldiği dönemlere denk geldiğini belirten Sanlı, bunun tarihsel olarak büyük kırılmaların habercisi olduğunu söyledi. Birinci Dünya Savaşı öncesinde de benzer bir sürecin yaşandığını hatırlatan Sanlı, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun iki dünya savaşı sonrasında bu nedenle kurulduğunu dile getirdi.
Çeliğin 20’nci yüzyılda özellikle ABD açısından üretim üstünlüğünün ve savaş sanayisinin temel unsuru olduğunu belirten Sanlı, “Savaş demek çelik, tank ve para demektir” ifadesini kullandı. Savunma sanayinin küresel ölçekte sürekli gündemde tutulmasının riskli bir döneme girildiğinin göstergesi olduğunu kaydeden Ecevit, tarihsel olarak çelik ve kömürün savaşlar ve büyük ekonomik kırılmalarla doğrudan bağlantılı olduğunu, çeliğin savunma sanayinin temel girdisi olması nedeniyle özel bir konuma sahip bulunduğunu söyledi.
Küresel çelik üretim kapasitesinin yaklaşık 2,47 milyar ton seviyesinde olduğunu ve bunun yaklaşık %76’sının kullanıldığını belirten Ecevit Sanlı, en yüksek kapasiteye sahip ülkenin 1,14 milyar ton ile Çin olduğunu ifade etti. Hindistan’ın 179,5 milyon ton, Türkiye’nin 59 milyon ton kapasiteye sahip olduğunu kaydeden Sanlı, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık toplam kapasitesinin ise 213 milyon ton seviyesinde bulunduğunu aktardı. Üretim tarafında Çin’in yaklaşık 1 milyar tonla ilk sırada yer aldığını, Hindistan’ın 149 milyon ton, Türkiye’nin 36,9 milyon ton üretim gerçekleştirdiğini belirten Sanlı, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık toplam üretiminin 133 milyon ton düzeyinde olduğunu söyledi. ABD, Meksika ve Kanada hariç ülkelerin toplam kapasite tonajının ise 105,4 milyon ton olduğunu ifade etti.
Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecine de değinen Sanlı, ülkenin %7 GSMH kaybını göze alarak ayrıldığını ve üst üste serbest ticaret anlaşmaları imzalayarak özellikle Asya ve Afrika pazarında kendi serbest ticaret ağını kurduğunu dile getirdi.
Çelik talebi tarafında 2025 yılı için ABD ve Birleşik Krallık’ta yaklaşık 153 milyon tonluk talep öngörüldüğünü belirten Sanlı, ABD, Kanada ve Meksika toplamında talebin 148 milyon ton seviyesinde olduğunu söyledi. 2030’a doğru Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ta üretimin 138 milyon tona yükselmesinin beklendiğini, artışın daha çok yüksek nitelikli çelik üretimine yönelik olduğunu ifade etti. ABD, Kanada ve Meksika’da da %6’dan %9’a varan artış beklendiğini kaydeden Ecevit, “Bu çeliğin ne kadarını kendimiz ya da diğer ülkeler için üretiyoruz sorusu burada önem kazanıyor” dedi.
Çin’in yaklaşık 1 milyar tonluk üretimine rağmen 2024 yılında 8,7 milyon ton çelik ithal ettiğini belirten Süleyman Ecevit Sanlı, Türkiye’nin ithalatının 19,7 milyon ton seviyesinde gerçekleştiğini vurguladı. “Biz Çin’in yaklaşık iki buçuk katı çelik ithal ediyoruz. Türkiye bu anlamda çok korumasız bir alanda. Bu durumda acilen önlem almamız gerekiyor” diyen Ecevit, Türkiye’nin iç piyasada daha korumalı bir yapıya ihtiyaç duyduğunu söyledi.
İhracat tarafında Çin’in 2024 yılında 118 milyon ton ile net ihracatçı konumda olduğunu ifade eden Ecevit Sanlı, Türkiye’nin 17 milyon ton seviyesinde ihracat yaptığını ve üretim kapasitesine oranla yüksek bir ihracat performansı sergilediğini kaydetti. Türkiye’nin net ithalatçı konumda bulunduğunu belirten Ecevit, ABD, Kanada ve Meksika ile Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’ın da toplamda net ithalatçı olduklarını söyledi.
ABD’nin 2024 yılında 33 milyar dolarlık çelik ithalatı gerçekleştirdiğini aktaran Sanlı, bunun %23,3’üne denk gelen 7 milyar dolarlık kısmının Kanada’dan, %15’ine denk gelen yaklaşık 5 milyar dolarlık kısmının Brezilya’dan, %10’una denk gelen 3,3 milyar dolarlık kısmının ise Meksika’dan yapıldığını belirtti. ABD’nin Hindistan’dan yaptığı ithalatın toplamın %1,30’una, yani 487 milyon dolara denk geldiğini, Türkiye’nin ise binde 7 payla 231 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini söyledi.
2023 yılında küresel çelik ithalatının 497,4 milyar dolar olduğunu ifade eden Sanlı, bunun %6,7’sine denk gelen 33,2 milyar dolarını ABD’nin, %34,6’sına denk gelen 172 milyar dolarını ise Avrupa Birliği ülkelerinin gerçekleştirdiğini kaydetti. Avrupa Birliği’nin ithalatının önemli bir kısmının kendi içinde gerçekleştiğini belirten Sanlı, Almanya ve Fransa başta olmak üzere yaklaşık 50 milyar dolarlık bölümün Birlik içi ticaret olduğunu söyledi.
Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının sektör açısından önemli olduğunu vurgulayan Ecevit Sanlı, 2022’de yeniden başlatılan müzakerelerin 2026’da anlaşmayla sonuçlandığını belirtti. Avrupa Birliği’nin 2024 yılında Hindistan’ın en büyük ticaret ortağı olduğunu ifade eden Sanlı, anlaşma kapsamında Avrupa Birliği mal ihracatının %96’dan fazlasında gümrük vergilerinin kaldırıldığını veya azaltıldığını, bunun her yıl yaklaşık 4 milyar euroluk bir vergi yükünü ortadan kaldırdığını söyledi. Hindistan’ın Avrupa Birliği’ne uyguladığı %22 oranındaki verginin sıfırlandığını, otomotivde ise %110 seviyesindeki verginin kademeli olarak %10’a düşürüldüğünü kaydetti.
Ancak Hindistan’ın elektrik ark ocağı üretiminin düşük payı ve yüksek karbon yoğunluğu nedeniyle Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında maliyet avantajı elde edemeyeceğini ifade eden Ecevit Sanlı bu nedenle anlaşmanın Türk çelik sektörü üzerindeki doğrudan etkisinin sınırlı, dolaylı etkisinin ise daha belirgin olacağını söyledi. Özellikle otomotiv sektörünün çelik talebindeki payı nedeniyle anlaşmadan etkilenebileceğini dile getirdi.
ABD ile Hindistan arasında imzalanan ikili ticaret anlaşmasına da değinen Sanlı, ABD’nin Hindistan’a uyguladığı karşılıklı gümrük tarifesini %25’ten %18’e düşürdüğünü, Türkiye’ye ise %15 oranında tarife uygulandığını belirtti. Hindistan’ın ABD’den 500 milyar doların üzerinde enerji, bilgi, iletişim teknolojileri ve diğer ürünleri satın alma taahhüdünde bulunduğunu aktaran Sanlı, küresel ticarette karşılıklı yükümlülüklerin önemine dikkat çekti.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği kapsamında karar mercii olmadığını, alınan kararları uygulayan ülke konumunda bulunduğunu vurgulayan Sanlı, Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye açısından yapısal bir sorun oluşturduğunu söyledi. Avrupa Birliği’nin Mercosur ülkeleriyle yaptığı anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde bu ülkelerden gelen ürünlerin Türkiye’ye vergisiz gireceğini, Türk mallarının ise bu ülkelere vergili gireceğini ifade etti.
Çelik sektörü için atılması gereken adımlara da değinen Sanlı, Hindistan’a uygulanan gümrük vergilerine ilave vergi getirilmesinin Cumhurbaşkanı kararıyla hızlı şekilde hayata geçirilebileceğini söyledi. 2012 yılında tekstil sektöründe benzer bir sürecin yaşandığını ve etkin lobi faaliyetleri sayesinde ilave gümrük vergisi uygulamasının devreye alındığını hatırlatan Sanlı, çelik sektörünün de Brüksel’de daha güçlü bir lobi faaliyeti yürütmesi gerektiğini belirtti. Bu sürecin yalnızca devlete bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Sanlı, ihracatçı birlikleri ve ilgili yapıların profesyonel uzmanlarla çalışmasının önemine dikkat çekti.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı