Dr. Alberto Claudio Tremolada tarafından hazırlanan “European Steel Industry at a Crossroads” başlıklı rapora göre, AB'de görünür çelik tüketimi 2025 yılında yıllık %0,2 düşerek art arda dördüncü yıl geriledi. Tüketim 2022'de %8, 2023'te %6 ve 2024'te %1,1 azalmıştı. 2026 için yaklaşık %3'lük bir toparlanma öngörülse de raporda bu beklentinin jeopolitik gerilimlerin azalmasına ve sanayi ortamının iyileşmesine bağlı olduğu belirtildi.
Çelik kullanan sektörlerdeki üretimi takip eden SWIP endeksi de 2024'teki %3,6'lık düşüşün ardından 2025'te %0,5 geriledi. Otomotiv sektörü üretimi 2025'te %3,8 azalırken, inşaat sektöründeki büyüme yalnızca %0,1 seviyesinde kaldı.
AB çelik tüketiminde ithalatın payı %27'ye ulaştı
Raporda, iç talepteki zayıflığa yüksek ithalat baskısının eşlik ettiği belirtildi. Yarı mamuller dahil olmak üzere ithalatın AB'nin toplam görünür çelik tüketimindeki payı %27 seviyesine ulaştı.
Bu durumun AB üreticilerinin pazar payını aşındırdığı ve servis merkezleri ile bölgesel distribütörlerin faaliyet marjları üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.
Sektördeki gelişmeler üzerine EUROMETAL tarafından Nisan 2026'da Düsseldorf'taki Tube & Wire fuarında başlatılan Avrupa çelik ve metal sektörünü korumaya yönelik eylem çağrısı, yaklaşık 500 imzacıya ulaştı. İmzacılar arasında şirketlerin yanı sıra 40'tan fazla ulusal çelik birliği ve Avrupa'nın farklı bölgelerinden sanayi paydaşları bulunuyor.
Rapora göre söz konusu koalisyon, Avrupa'da 14 milyondan fazla istihdamı destekleyen üretim ve dağıtım ekosistemini temsil ediyor.
Çelik sektörü 7 Eylül'de Brüksel'e gidecek
EUROMETAL ve koalisyon ortakları, sektörün taleplerini AB kurumlarına taşımak amacıyla 7 Eylül 2026 tarihinde Brüksel'de “European Convoy for Industrial Competitiveness” etkinliğini düzenlemeye hazırlanıyor.
“Keep Manufacturing in Europe” sloganıyla gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında Avrupa'nın farklı ülkelerinden sanayi araçları ve sektör delegasyonlarının Avrupa Komisyonu'nun Berlaymont binasına gitmesi planlanıyor.
Sektörün talepleri arasında Avrupa sanayisinin rekabet gücünün artırılması, üretim istihdamının ve yatırımların korunması, dayanıklı tedarik zincirlerinin oluşturulması, üçüncü ülkelere olan stratejik bağımlılığın azaltılması ve Avrupa'nın sanayi egemenliğinin güçlendirilmesi bulunuyor.
Sektörden sanayi elektriği için 5 cent/kWh çağrısı
Raporda Avrupa'daki elektrik ve doğal gaz fiyatlarının önemli uluslararası rakiplere kıyasla yüksek kalmasının, enerji yoğun sanayi proseslerinin rekabet gücünü olumsuz etkilediğine dikkat çekildi.
Yüksek enerji maliyetlerinin geleneksel yüksek fırın-bazik oksijen fırını (BF-BOF) rotalarından yenilenebilir enerjiyle çalışan elektrik ark ocaklarına (EAF) geçişi de zorlaştırdığı belirtildi.
Sanayi koalisyonu bu kapsamda endüstriyel elektrik fiyatının 5 cent/kWh seviyesini aşmayacak şekilde sınırlandırılmasını talep ediyor.
Küresel çelik ticaretinin AB'ye yönelmesinden endişe ediliyor
Raporda, ABD'nin çelik ithalatına uyguladığı tarifeleri %50'ye yükseltmesinin yanı sıra Kanada ve Birleşik Krallık tarafından uygulanan kısıtlamaların küresel çelik ticaretinde sapmaya neden olabileceği belirtildi.
Bu önlemlerin diğer pazarlara erişimi zorlaştırarak önemli miktarda küresel üretimin Avrupa pazarına yönelmesine yol açabileceği değerlendirildi.
Rapora göre 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giren (EU) 2026/1384 sayılı düzenleme kapsamında yıllık 18,3 milyon tonluk gümrüksüz tarife kotası, kota dışında %50 vergi ve “Melt & Pour” menşe izlenebilirliği öngören yeni bir korunma rejimi oluşturuldu.
Bununla birlikte sektör temsilcileri, söz konusu önlemlerin küresel kapasite fazlasından kaynaklanan baskıya karşı yeterliliği konusunda endişelerini sürdürüyor.
CBAM'da “aşağı yönlü ürün” riski
Raporun dikkat çektiği başlıca sorunlardan biri CBAM'ın mevcut kapsamının AB'deki aşağı yönlü çelik işleme sektörleri üzerinde oluşturabileceği rekabet baskısı oldu.
Rapora göre Ocak 2026'da kesin döneme geçen CBAM, ithal ham çelik ve temel ürünlerin gömülü emisyonlarına karbon maliyeti getirirken, çelik içeren işlenmiş ürünlerin, makine parçalarının ve nihai ürünlerin tamamını kapsamıyor.
Raporda CBAM'ın ithal çelik üzerindeki ilave maliyetinin ton başına yaklaşık 50-60 euro olabileceği tahmin edilirken, CN 73-95 gümrük kodları altında yer alan bazı yüksek katma değerli mamul ürünlerin karbon maliyeti olmadan AB'ye girebilmesinin rekabet dengesizliği oluşturabileceği savunuldu.
Bu durum raporda CBAM'ın “downstream paradox”, yani “aşağı yönlü üretim paradoksu” olarak tanımlandı.
Rapora göre söz konusu yapı, AB içerisindeki mekanik işleme zincirini, servis merkezlerini ve parça üreticilerini dezavantajlı hale getirirken, son kullanıcıları AB dışında işlenmiş veya monte edilmiş ürünleri satın almaya yöneltebilir.
İspanyol çelik üreticileri birliği UNESID tarafından aktarılan değerlendirmeye göre, CBAM kapsamındaki ürünlerin gümrük sınıflandırmasına ilişkin belirsizlikler distribütörler açısından ton başına 300 euroya kadar ulaşabilen uyum maliyeti farklılıkları da oluşturabiliyor.
CBAM'ın CN 73-95 kapsamındaki türev ürünlere genişletilmesi isteniyor
Raporda orta vadede alınması önerilen önlemlerin başında CBAM'ın türev çelik ürünleri ve metal yoğun nihai ürünleri kapsayacak şekilde genişletilmesi geliyor.
CBAM kapsamının CN 73-95 altında yer alan türev ürünlere genişletilmesinin, servis merkezleri, presleme ve metal imalat faaliyetlerinin AB dışına taşınmasını engellemek açısından gerekli olduğu savunuluyor.
Raporda ayrıca AB Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki ücretsiz tahsisatların kaldırılma hızının CBAM'ın gerçek piyasadaki etkinliğine göre yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Hurdanın stratejik hammadde olarak tanınması önerildi
Avrupa'daki iç talebin desteklenmesi amacıyla altyapı, savunma, elektrik şebekeleri ve sürdürülebilir ulaşım alanlarındaki kamu alımlarında bağlayıcı “Made in EU” tercih kriterlerinin uygulanması da öneriler arasında bulunuyor.
Raporda demir hurdasının “Stratejik İkincil Hammadde” olarak tanınması ve eşdeğer çevre standartlarına sahip olmayan ülkelere kontrolsüz hurda ihracatının izlenmesi ve gerektiğinde sınırlandırılması gerektiği savunuluyor.
Uzun vadeli hedef DRI-EAF ve rekabetçi yeşil hidrojen
Avrupa çelik sektörünün uzun vadeli dönüşümünde ise doğrudan indirgenmiş demir (DRI) tesislerinin elektrik ark ocaklarıyla entegre edilmesinin temel öneme sahip olduğu belirtiliyor.
Rapora göre söz konusu yatırımların ekonomik olarak uygulanabilir hale gelebilmesi için yeşil hidrojenin kilogram başına 2 euronun altında rekabetçi fiyatlarla yaygın biçimde bulunabilmesi gerekiyor.
Karbon Fark Sözleşmeleri (CCfD) ve temiz enerji sözleşmelerinin de yatırımları desteklemek için kullanılması önerilirken, düşük karbon ayak izine sahip Avrupa üretiminin piyasada tanınmasını sağlamak amacıyla sertifikalı bir Avrupa “Green Steel Label” oluşturulması çağrısı yapılıyor.
Raporda, türev ürünlerin CBAM kapsamına alınmaması ve sanayi enerji fiyatlarında yapısal bir düşüş sağlanmaması halinde Avrupa'nın çevre politikasının üretim ve emisyonların üçüncü ülkelere kaymasına yol açabileceği değerlendirmesine yer veriliyor.
Comments
No comment yet.