Badr, hidrojen üretim yöntemlerinin karbon yoğunluklarına göre gri, mavi, turkuaz ve yeşil hidrojen olarak sınıflandırıldığını belirtti. Gri hidrojenin doğal gaz veya kömürden buhar metan reformasyonu ya da gazlaştırma yoluyla üretildiğini ve karbondioksit emisyonu oluşturduğunu ifade eden Badr, mavi hidrojende ise aynı üretim yöntemine karbon yakalama teknolojilerinin eklendiğini söyledi. Turkuaz hidrojenin doğal gazın metan pirolizi ile hidrojen ve katı karbon üretmesine dayandığını, yeşil hidrojenin ise yenilenebilir elektrik kullanılarak elektroliz yöntemiyle üretildiğini aktardı.
Metan pirolizinin düşük karbonlu hidrojen üretiminde öne çıkan yöntemlerden biri olduğunu belirten Badr, bu teknolojide termal çatlatma, ergimiş tuz veya ergimiş metal banyosu ile plazma çatlatma olmak üzere üç temel yaklaşım bulunduğunu söyledi. Plazma teknolojisinin hem ısı kaynağı olarak kullanılabildiğini hem de reaksiyonu hızlandıran aktif türler oluşturabildiğini belirten Badr, bu yöntemin teknoloji hazırlık seviyesi bakımından en gelişmiş çözümler arasında yer aldığını ifade etti.
Hidrojen üretim maliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Badr, düşük sıcaklıklı ve yüksek sıcaklıklı su elektrolizinin bugün halen yüksek maliyetli yöntemler arasında bulunduğunu, buna karşılık karbon yakalamalı reforming ve özellikle metan ayrıştırma (methane splitting) teknolojilerinin daha düşük maliyet potansiyeli sunduğunu söyledi. Badr, biyokütleden hidrojen ve biyolojik olmayan atıklardan hidrojen üretiminin de orta seviyede maliyet azaltma potansiyeline sahip yöntemler arasında yer aldığını kaydetti.
Sunumunda dünya genelinde metan pirolizi alanındaki yatırımlara da değinen Badr, ABD, Kanada, Finlandiya, Avusturya, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık ve Avustralya'da farklı teknoloji geliştirme seviyelerinde çok sayıda pilot ve ticari projenin yürütüldüğünü belirtti. Monolith, Hazer Group, C-Zero, Modern Hydrogen, H2Quest, Hycamite, HiiROC Hydrogen, Plenesys ve Graforce gibi şirketlerin bu alandaki öncü girişimler arasında bulunduğunu söyledi.
Badr, turkuaz hidrojen ile demir-çelik üretiminin entegre edilebileceği üç farklı üretim modelini de değerlendirdi. Bunlardan ilki olan SuSteel hidrojen plazma ergitme teknolojisinin en yüksek teknolojik sinerjiyi sunduğunu ve hidrojenin demir cevherinin indirgenmesinde doğrudan kullanılmasına imkan verdiğini ifade etti. İkinci model olan HYFOR + Hy4Smelt teknolojisinin ince cevher kullanımına olanak tanıdığını, peletleme ihtiyacını ortadan kaldırdığını ve plazma yöntemine göre daha düşük elektrik tüketimi sağladığını belirtti. Üçüncü model olan hidrojen bazlı DRI (MIDREX/Energiron) teknolojisinin ise ticari olarak en olgun çözüm olduğunu, teknik riskinin düşük bulunduğunu ve turkuaz hidrojen için ilk büyük ölçekli pazarı oluşturabileceğini söyledi.
Konuşmasının sonunda yeşil hidrojenin dünya genelinde uzun vadeli hedef olmaya devam ettiğini vurgulayan Badr, buna karşın turkuaz hidrojen teknolojilerine yapılacak yatırımların ve bu teknolojilerin olgunluk seviyesinin artırılmasının dikkate değer bir fırsat sunduğunu ifade etti. Özellikle doğal gaz kaynaklarına sahip ülkeler açısından turkuaz hidrojenin, yeşil hidrojene kıyasla daha uygulanabilir ve rekabetçi bir seçenek olabileceğini belirten Badr, bu teknolojinin çelik sektörünün düşük karbonlu dönüşümünde önemli rol oynayabileceğini söyledi.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı