Yakout, CBAM'ın yalnızca çevresel bir düzenleme olmadığını, aynı zamanda rekabet gücünü belirleyecek stratejik bir unsur haline geldiğini vurguladı.
Yakout, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında demir ve çelik ürünleri ithalatının 73,1 milyar avroya ulaştığını belirterek, CBAM'ın dünyanın en büyük yüksek katma değerli çelik pazarlarından birine erişimi doğrudan etkileyeceğini ifade etti. Sunumunda, 2019-2024 döneminde AB'nin demir ve çelik ürünleri ihracatı ile ithalatındaki artışa dikkat çekerek, düzenlemenin 73 milyar avroyu aşan bu pazarda rekabet açısından belirleyici olacağını söyledi.
CBAM her ülkeyi aynı şekilde etkilemeyecek
Yakout, CBAM'ın MENA bölgesindeki tüm ihracatçılar üzerinde aynı sonucu doğurmayacağını belirterek, düzenlemenin hem kazananlar hem de kaybedenler oluşturacağını ifade etti. CBAM'a maruz kalma düzeyini belirleyen iki temel unsurun Avrupa Birliği pazarına bağımlılık ile rakiplere kıyasla karbon yoğunluğu olduğunu söyledi.
Sunumunda yer alan değerlendirmeye göre Türkiye, Avrupa Birliği'ne yüksek çelik ihracatı nedeniyle çok yüksek, Mısır güçlü AB bağımlılığı nedeniyle yüksek, Cezayir büyüyen çelik ve DRI ihracatı nedeniyle orta, Fas düşük karbon yoğunluğu sayesinde düşük, Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkeleri ise Avrupa'ya doğrudan çelik ihracatının sınırlı olması nedeniyle düşük maruziyet grubunda yer alıyor.
Türkiye en yüksek CBAM maruziyetine sahip MENA ülkesi
Yakout, Türkiye'nin 2025 yılında 38,1 milyon ton ham çelik üretimiyle Avrupa'nın ve MENA bölgesinin en büyük, dünyanın ise yedinci büyük üreticisi olduğunu belirtti. Türkiye'de ham çelik üretiminin yaklaşık %72'sinin elektrik ark ocağı (EAF), %28'inin ise entegre BF-BOF tesislerinde gerçekleştirildiğini ifade etti.
Elektrik ark ocağı ağırlıklı üretim yapısının Türkiye'ye daha düşük karbon ayak izi sağladığını belirten Yakout, buna rağmen Avrupa Birliği ile güçlü ticari entegrasyon nedeniyle Türkiye'nin MENA bölgesinde CBAM'dan en fazla etkilenecek ekonomi konumunda bulunduğunu söyledi. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yıllık çelik ihracatının yaklaşık 7,5 milyar dolar seviyesinde olduğunu aktardı.
Mısır, Suudi Arabistan ve Cezayir'in farklı avantajları bulunuyor
Yakout, Mısır'ın 2025 yılında 10,6 milyon ton ham çelik üretimiyle MENA'nın dördüncü, dünyanın ise on dokuzuncu büyük üreticisi olduğunu belirtti. Ülkenin tamamen EAF tabanlı üretim yapısına sahip olduğunu ve bölgenin en büyük doğal gaz bazlı DRI sektörlerinden birini barındırdığını ifade etti. Mısır'ın Avrupa Birliği'ne önemli ihracatı nedeniyle CBAM'dan en fazla etkilenecek MENA ekonomileri arasında yer aldığını, AB'ye yönelik CBAM kapsamındaki ihracatın ülkenin toplam CBAM kapsamındaki ihracatının yaklaşık %42'sini oluşturduğunu söyledi.
Suudi Arabistan'ın yaklaşık 10,8 milyon ton ham çelik üretimiyle MENA'nın üçüncü büyük üreticisi olduğunu belirten Yakout, ülkenin doğal gaz bazlı DRI-EAF üretim altyapısı sayesinde bölgenin en düşük karbonlu üretim sistemlerinden birine sahip olduğunu ifade etti. Avrupa'ya doğrudan ihracat bağımlılığının düşük olması nedeniyle mevcut CBAM etkisinin sınırlı olduğunu, ancak gelecekte Avrupa pazarına erişim açısından düzenlemenin önem kazanacağını dile getirdi.
Cezayir'in ise yaklaşık 5,5 milyon ton ham çelik üretimiyle MENA'nın beşinci büyük üreticisi olduğunu belirten Yakout, ülkenin doğal gaz bazlı DRI-EAF üretim yapısı ve zengin doğal gaz kaynaklarının düşük karbonlu üretim açısından önemli avantaj sağladığını ifade etti. Avrupa'ya çelik ihracatının artmasıyla birlikte CBAM etkisinin orta seviyede bulunduğunu ve gelecekte rekabet gücünün doğrulanabilir düşük karbonlu üretim performansına bağlı olacağını söyledi.
Doğrulanabilir emisyon verisi rekabet avantajı sağlayacak
Yakout, düşük karbonlu çelik üretmenin tek başına yeterli olmayacağını vurgulayarak, Avrupa Komisyonu'nun CBAM düzenlemeleri kapsamında emisyonların ölçülebilir, raporlanabilir ve bağımsız şekilde doğrulanabilir olmasının zorunlu hale geldiğini söyledi. Tesis seviyesinde izleme, ürün bazlı emisyon hesaplamaları ve üçüncü taraf doğrulamasının yeni dönemin temel gereklilikleri olacağını ifade etti.
CBAM'ın tam uygulamaya geçmesiyle birlikte doğrulama kapasitesinin stratejik bir rekabet unsuru haline geleceğini belirten Yakout, akredite doğrulayıcılara yönelik talebin hızla artacağını, doğrulama kapasitesindeki yetersizliğin ise önemli bir darboğaz oluşturabileceğini söyledi. Bu nedenle erken hazırlık yapan şirketlerin doğrulama süreçlerinde öncelik elde ederek Avrupa pazarındaki rekabet avantajlarını güçlendirebileceklerini sözlerine ekledi.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı