El-Mahallawi, mevcut üretim teknolojilerinin geliştirilmesiyle karbon emisyonlarının önemli ölçüde azaltılabileceğini, çelik üretim atıklarının ise yeniden ekonomiye kazandırılarak hem çevresel hem de ekonomik fayda sağlanabileceğini söyledi.
Konuşmasının başında sürdürülebilirliğin yalnızca karbon emisyonlarının azaltılması anlamına gelmediğini vurgulayan El-Mahallawi, çevrenin korunması, iklim değişikliğiyle mücadele, ekonomik büyüme ve sosyal eşitliğin sürdürülebilir sanayinin temel unsurları olduğunu ifade etti. Çelik sektöründe sürdürülebilir dönüşümün enerji, hammadde kullanımı, çevre ve iş güvenliği, emisyonlar, ekonomi ve sosyal kabul gibi birçok başlığın birlikte ele alınmasını gerektirdiğini belirtti.
Çelik endüstrisinin tarihsel gelişimine de değinen El-Mahallawi, bazı araştırmaların demirin ilk ergitme ve üretim faaliyetlerinin yaklaşık MÖ 3500 yılında Mısır'da gerçekleştirildiğine işaret ettiğini söyledi. Ayrıca Encyclopaedia Britannica ve çelik teknolojisi tarihine ilişkin kaynaklara göre yüksek fırın teknolojisinin Çin'de MÖ 500'lü yıllarda geliştirildiğini, Han Hanedanlığı'nın ilk dönemlerinde ise dökme demir üretimini mümkün kılan yüksek fırınların kullanılmaya başlandığını aktardı.
Sunumunun önemli bölümünü endüstriyel döngüsellik ve döngüsel ekonomi uygulamalarına ayıran El-Mahallawi, doğrusal üretim modelinin yerini geri dönüşümün yanı sıra bakım, yeniden kullanım, yenileme ve yeniden üretimi kapsayan döngüsel ekonomi anlayışına bırakması gerektiğini söyledi. Çelik üretiminden ortaya çıkan atıkların yeniden ekonomiye kazandırılmasının doğal kaynak tüketimini azaltırken karbon emisyonlarının düşürülmesine de katkı sağlayacağını ifade etti.
Bu kapsamda çelik cürufunun geri kazanımına ilişkin verileri paylaşan El-Mahallawi, bugüne kadar 6,2 milyon ton ham çelik cürufunun geri dönüştürüldüğünü, bu süreçte 450 bin ton metal geri kazanıldığını ve 5,7 milyon ton cüruf agregası üretildiğini söyledi. Geri kazanılan malzemelerin yol yapımı ve çeşitli inşaat uygulamalarında değerlendirilerek ekonomik değere dönüştürüldüğünü belirtti.
Elektrik ark ocaklarında (EAF) her yıl yaklaşık 800 bin ton cüruf oluştuğunu ifade eden El-Mahallawi, bunun sıvı çelik üretiminin yaklaşık yüzde 18-20'sine karşılık geldiğini söyledi. Doğal hava ve su püskürtme yöntemiyle soğutulan cürufun ayrıştırılarak hem metal geri kazanımında hem de cüruf agregası üretiminde kullanılabildiğini kaydetti.
Çelik cürufunun inşaat sektöründeki kullanım alanlarına da değinen El-Mahallawi, asfalt uygulamalarında çelik cürufunun doğal kireç taşına göre daha yüksek aşınma direnci sunduğunu söyledi. Paylaşılan verilere göre Los Angeles aşınma testinde doğal kireç taşının aşınma kaybı yüzde 22, çelik cürufunun ise yüzde 15 seviyesinde gerçekleşiyor.
Çimento üretiminde cüruf kullanımının da önemli çevresel avantajlar sağladığını belirten El-Mahallawi, cüruf katkılı çimentonun 28 günlük basınç dayanımını sıradan çimentoya göre yüzde 105-110 seviyesine çıkardığını, hidratasyon ısısını yüzde 75-80 seviyesine düşürdüğünü ve karbon ayak izini yaklaşık yüzde 70 seviyesine indirebildiğini aktardı.
Sunumda hurdadan deprem dayanımlı çelik üretimine yönelik yürütülen araştırmalara da yer verildi. El-Mahallawi, derin desülfürizasyon, yüzde 0,30-0,35 oranında silisyum veya nikel ilavesi, kontrollü mangan içeriği ve optimize edilmiş proses parametreleri kullanılarak yüzde 0,6 bakır içeren hurdadan deprem dayanımlı çelik üretiminin başarıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Çalışmada mekanik özelliklerden ödün verilmeden mangan ilavesinin yaklaşık yüzde 1,5 seviyesinden yüzde 0,95'e düşürüldüğünü belirten El-Mahallawi, bunun alaşım maliyetlerinde yaklaşık 8 dolar/ton, enerji tasarruflarıyla birlikte ise toplam yaklaşık 11 dolar/ton maliyet avantajı sağladığını ifade etti.
El-Mahallawi ayrıca mevcut yüksek fırın-temel oksijen fırını tesislerinde uygulanabilecek BF-IF-BOF yaklaşımına ilişkin çalışmaları da paylaştı. Bu yöntemin henüz yaygınlaşmamış hidrojen bazlı doğrudan indirgeme teknolojilerine ihtiyaç duymadan uygulanabildiğini belirten El-Mahallawi, sıvı hurdanın sıcak metalle entegre edilmesi sayesinde hurda kullanım oranının önemli ölçüde artırılabildiğini söyledi. Yöntemin enerji verimliliğini yükselttiğini, çelik verimini artırdığını, proses kontrolünü geliştirdiğini ve mevcut yüksek fırın tesislerinde düşük modifikasyon maliyetiyle uygulanabildiğini ifade etti.
Paylaşılan araştırma sonuçlarına göre hurda kullanım oranının geleneksel yüzde 19 seviyesinden yüzde 90'a kadar yükseltilebilmesi, karbon emisyonlarında önemli düşüş sağlıyor. Buna göre ton çelik başına 0,309 ila 1,685 ton CO₂ emisyonu azaltılabilirken, minimum emisyon seviyesi 0,673 ton CO₂/ton çelikten 0,108 ton CO₂/ton çelik seviyesine kadar düşürülebiliyor.
Sunumunun sonunda El-Mahallawi, çelik sektörünün yeşil dönüşümünün yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmakla sınırlı olmadığını, mevcut tesislerin modernizasyonu, döngüsel ekonominin yaygınlaştırılması, cüruf ve hurdanın daha etkin değerlendirilmesi ile kaynak verimliliğinin artırılmasının da düşük karbonlu çelik üretimine geçişte kritik rol oynayacağını vurguladı.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı