Basirat, Orta Doğu’daki çatışmanın Avustralya’nın küresel yeşil demir yarışında rakipleriyle aynı tempoyu yakalaması için dar bir fırsat penceresi açabileceğini ifade ederek, Avustralya’nın tedarik çeşitliliği arayan alıcılara seçenekler sunarak bu fırsatı değerlendirmeye hazır olması gerektiğini belirtti.
Basirat ayrıca Avustralya için proje onaylarının kolaylaştırılması, alım anlaşmalarının sağlanması ve hidrojen bazlı düşük emisyonlu demir üretiminin erken benimsenmesinin, değişken bir pazarda rekabet avantajı sağlayabileceğini söyledi.
Orta Doğu’nun uzun süredir doğrudan indirgenmiş demir (DRI) teknolojisiyle Avrupa ve Asya’daki çelik üreticilerine düşük emisyonlu demir üretimi ve ihracatı için önemli bir merkez haline geldiğini vurgulayan Basirat, bölgedeki devam eden çatışmanın bu dengeyi değiştirebileceğini ifade etti.
Basirat, bölgedeki çelik üretim tesislerinin özellikle İran’da ciddi şekilde etkilendiğini ve bazı büyük tesislerin önemli hasar görmesi nedeniyle uzun süre ham çelik üretimini sürdüremeyebileceğini söyledi. Bu durumun küresel çelik endüstrisinde düşük emisyonlu DRI-EAF teknolojisine dayalı kapasitenin bir kısmının kaybına yol açmış olabileceğini de ekledi.
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının Orta Doğu genelinde yarattığı etkilerin giderek daha belirgin hale geldiğini belirten Basirat, değer zincirlerinde aksamalar, daha yüksek ulaşım ve sigorta maliyetleri, nakliye belirsizlikleri, doğrudan indirgeme sınıfı pelet kıtlığı ve DRI tedarikinde kısıtlamaların ortaya çıktığını ifade etti. Bu durumun hurda fiyatlarını da artırdığını ve çelik üreticilerinin hurda kullanımını yükselterek üretimi sürdürmeye çalıştığını söyledi.
Bahreyn ve Umman’daki iki büyük pelet üreticisinin özellikle Brezilya’dan demir cevheri konsantresi tedarikinde zorluk yaşadığını belirten Basirat, bazı gemilerin alternatif Asya limanlarına yönlendirildiğini aktardı.
Yarı mamul çelik piyasasının da etkilendiğini belirten Basirat, küresel yarı mamul çelik ticaretinin yaklaşık %11’ini oluşturan İran’ın fiilen piyasadan çıkarıldığını ifade etti.
Basirat, Orta Doğu’daki petrol ve doğalgaz ihracat tesislerindeki uzun toparlanma sürecine benzer şekilde demir ve çelik sektöründe de benzer bir görünüm oluştuğunu, Avrupa ve Asya’daki üreticilerin Hürmüz Boğazı üzerinden düşük karbonlu demir ithalatına bağımlılığı yeniden değerlendirebileceğini söyledi.
Belirsizliklerin düşük emisyonlu projeleri etkilediğini ifade eden Basirat, bu durumun yatırımcılar açısından yüksek belirsizlik yarattığını, enflasyonu artırdığını, tedarik zincirlerini bozduğunu, yakıt ve enerji fiyatlarını yükselttiğini ve finansal piyasalardaki riskleri artırdığını belirtti. Bu koşulların proje iptallerine yol açmasa bile karbonsuzlaştırma süreçlerini yavaşlatabileceğini ve yeni DRI yatırımlarını geciktirebileceğini ifade etti.
Basirat, Suudi Arabistan’da duyurulan tüm yeni düşük emisyonlu tesislerin Basra Körfezi’ndeki Ras Al-Khair sanayi bölgesi ve limanında inşa edilmesinin planlandığını, ancak bölgenin şu anda tamamen abluka altında olduğunu belirtti. Bu projeler arasında Essar Grubu, Vale’nin Mega Hub’ı, Aramco-Baosteel-PIF ortaklığı ve Tosyali’nin yassı çelik kompleksi bulunduğunu aktardı.
Japon şirketleri Itochu ve JFE’nin de Birleşik Arap Emirlikleri’nin Abu Dabi kentinde bir DRI tesisi kurmayı değerlendirdiğini söyleyen Basirat, Suudi Arabistan’ın yanı sıra Vale’nin Mega Hub konseptinin Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’da da potansiyel geliştirmeler içerdiğini ifade etti.
Umman’daki bazı projelerin daha az etkilendiğini belirten Basirat, Meranti Green Steel’in çatışmanın karar veya inşaat takvimini geciktirmediğini ve gelecekte genişlemeyi değerlendirdiğini söylediğini aktardı. Jindal Steel’in ise yıllık 2,5 milyon ton kapasiteli sıcak briketlenmiş demir (HBI) tesisi inşasına devam ettiğini ve Çin’den önemli ekipman tedarik ettiğini ifade etti.
Basirat, Umman’daki Duqm Limanı’nda yer alan projelerin Hürmüz Boğazı dışında bulunması nedeniyle daha avantajlı konumda olduğunu belirtirken, Salalah Limanı ve Suudi Arabistan’daki Yanbu petrol terminalinin insansız hava aracı saldırılarından etkilendiğini de söyledi.
Avustralya’nın bu fırsatı değerlendirmeye ne kadar hazır olduğunun önemli bir soru olduğunu belirten Basirat, Orta Doğu’daki jeopolitik çalkantının yatırımcıları tereddüde sürükleyebileceğini ve nihai yatırım kararlarını geciktirebileceğini ifade etti. Bölgedeki temel dinamiklerin değişmediğini ancak savaş ortamının diğer üreticiler için dar bir fırsat penceresi oluşturduğunu söyledi.
Basirat, Brezilya’nın bu süreçte güçlü bir konumda olduğunu ve Avustralya’nın da önemli bir tedarikçi olarak bu fırsatı değerlendirebileceğini belirtti.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı