2026 yılında Çek çelik pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Talep, fiyatlar ve ticaret açısından öne çıkan gelişmeler neler oldu?
2026 yılında Çek çelik pazarı, genel Orta Avrupa görünümünü yansıtıyor. Gerçek çelik talebi yapısal olarak zayıf kalmaya devam ederken, ticaret ortamı köklü bir değişim geçirdi. İnşaat sektöründe henüz güçlü bir toparlanma görülmezken, Çekya ve Orta Avrupa sanayi talebinin temelini oluşturan otomotiv sektörü önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Üretim hacimleri baskı altında kalırken, tedarik zinciri genelinde yatırım kararları erteleniyor. Makine sektöründe ise faaliyetler büyük ölçüde yatay seyrediyor.
Fiyat tarafında ise yılın ilk yarısı, ithalat baskısının devam ettiği ve uzun mamul ürün gruplarının büyük bölümünde marjların düşük kaldığı bir dönem oldu. Yurtiçi fiyatlar, AB genelinde görülen aşağı yönlü eğilimi büyük ölçüde takip ederken, alıcılar yalnızca ihtiyaçları kadar alım yapmayı tercih etti ve stoklarını minimum seviyede tuttu.
Ancak asıl belirleyici değişim ticaret düzenlemelerinde yaşandı. 1 Temmuz'da yürürlüğe giren yeni AB çelik düzenlemesi, son on yılda Avrupa çelik piyasasında gerçekleştirilen en önemli yapısal değişimlerden biri oldu. Bunun piyasa psikolojisi üzerindeki ilk etkileri şimdiden görülmeye başlandı; bol ithalat arzının hâkim olduğu alıcı pazarından daha dengeli bir piyasa yapısına doğru geçiş yaşanıyor.
Uzun mamul ürünlerinde ithalatın uzun yıllardır yüksek paya sahip olduğu Çekya gibi bir ülke için bu önemli bir değişim anlamına geliyor. Ülkedeki son entegre uzun mamul çelik üreticisi olarak, 2026 yılını hacimler açısından zorlu ancak piyasa yapısı bakımından bir dönüm noktası olabilecek bir geçiş yılı olarak değerlendiriyoruz.
“Melt-and-pour kanıtlarına ilişkin düzenlemelerin, uygulanabilir ve orantılı olması gerekiyor”
AB'nin korunma önlemleri, ithalat kotaları ve CBAM, Çek çelik pazarını nasıl etkiledi? Bu uygulamaların üreticiler, tüccarlar ve son kullanıcılar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle başlangıç noktasını dürüstçe değerlendirmemiz gerekiyor. Önceki korunma önlemleri zaman içinde etkinliğini önemli ölçüde kaybetmişti. Her yıl yapılan liberalizasyonlarla ithalat kotaları artırılırken, Avrupa'daki talep daralmaya devam etti. Sonuç olarak, 2025 yılına gelindiğinde bu sistem, OECD'nin 2027 yılına kadar 700 milyon mt'u aşacağını öngördüğü küresel kapasite fazlasının etkilerine karşı artık anlamlı bir koruma sağlayamaz hale gelmişti.
Buna karşılık, kota hacimlerinin önemli ölçüde azaltıldığı, kota aşımı durumunda %50 gümrük vergisi uygulandığı ve en önemlisi ekim ayından itibaren yürürlüğe girecek melt-and-pour (eritme ve döküm menşei) şartını içeren yeni düzenleme, gerçek anlamda eşit rekabet koşullarını yeniden tesis etme potansiyeline sahip. Aynı zamanda, önceki sistemi zayıflatan menşe dolandırıcılığı ve dolaylı ticaret yollarını da önemli ölçüde kapatacaktır.
CBAM ise bu dönüşümün ikinci temel ayağını oluşturuyor. Karbonsuzlaşmaya yatırım yapan bir üretici olarak, AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) kapsamında üstlendiğimiz karbon maliyetlerinin sınırda da karşılık bulması büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, yalnızca karbon emisyonlarını ihraç etmiş, buna karşılık işsizliği ithal etmiş oluruz.
Bununla birlikte gerçekçi olmak gerekiyor. CBAM'ın mevcut kapsamı ağırlıklı olarak yukarı akış (upstream) ürünlerini kapsıyor. Bu durum ise ithalatın aşağı akış (downstream) ürünlerine kaymasına yönelik bir teşvik oluşturuyor. Bu nedenle, CBAM'ın çelik yoğun aşağı akış ürünlerini de kapsayacak şekilde hızla genişletilmesini mantıklı ve gerekli bir adım olarak görüyoruz. Bu yaklaşım, Avrupa Parlamentosu'nun ENVI Komitesi tarafından da destekleniyor.
Tüccarlar ve son kullanıcılar açısından ise bu geçiş sürecinin kolay olmadığının farkındayız. Kota yönetimi, menşe belgelerinin hazırlanması ve CBAM raporlama yükümlülükleri, özellikle KOBİ'ler için ilave idari yükler getiriyor. Bu nedenle Avrupa Komisyonu'nun ağustos ayı sonuna kadar netleştirmesi beklenen uygulama kurallarının, özellikle melt-and-pour kanıtlarına ilişkin düzenlemelerin, uygulanabilir ve orantılı olması gerekiyor. Ticareti koruma önlemleri haksız ticareti engellemeli, ancak meşru ticareti sekteye uğratmamalıdır.
“Belirsizlikler ise tamamen ortadan kalkmayacak”
2026'nın ikinci yarısına ilişkin beklentileriniz neler? Çekya ve Orta Avrupa çelik pazarlarında talep, fiyatlar ve ticaretin nasıl şekilleneceğini öngörüyorsunuz? Belirsizliklerin devam etmesini mi, yoksa bir toparlanma mı bekliyorsunuz?
2026'nın ikinci yarısında keskin bir toparlanmadan ziyade kademeli bir istikrar süreci bekliyoruz. Fiyatlar açısından bakıldığında, yeni kota yapısının piyasada daha güçlü bir taban oluşturacağını düşünüyoruz. Yaz tatili sonrasında alıcıların yeniden piyasaya dönmesi, tedarik zinciri genelinde stokların oldukça düşük seviyelerde bulunması ve alternatif ithalat kaynaklarına erişimin yapısal olarak zorlaşması nedeniyle eylül ayından itibaren fiyatlarda yukarı yönlü bir hareket bekliyoruz. Yeni sistemin yürürlüğe girmesinden yalnızca birkaç gün sonra üçüncü çeyrek kotalarının aşırı talep görmesi de ticaret akışlarının ne kadar hızlı değişmeye başladığını ortaya koyuyor.
Asıl soru ise gerçek talebin nasıl şekilleneceği. Orta Avrupa'da kalıcı bir toparlanma büyük ölçüde Alman ekonomisinin performansına, otomotiv sektöründeki dönüşümün hızına ve açıklanan altyapı ile savunma harcamalarının somut siparişlere dönüşmesine bağlı. Bu alanlarda önümüzdeki 12-24 aylık dönem için temkinli bir iyimserlik taşıyoruz. Bununla birlikte, 2026'nın ikinci yarısının genel olarak sakin geçmesini bekliyoruz. Demiryolu altyapısı, enerji şebekeleri ve savunma sanayine yönelik projeler ise hem grubumuz hem de Orta Avrupalı üreticiler açısından önemli fırsatlar sunuyor.
Belirsizlikler ise tamamen ortadan kalkmayacak. Yüksek enerji maliyetleri Avrupa sanayisi için yapısal bir dezavantaj olmaya devam ediyor. AB Emisyon Ticaret Sistemi'nin (EU ETS) gelecekteki seyri ile çelik üretiminin ekonomik gerçekleri arasında daha dengeli bir yaklaşım kurulması gerekiyor. ABD'nin ticaret politikaları küresel ticaret akışlarını yeniden şekillendirirken, Çin'deki kapasite fazlası da ortadan kalkmış değil; yalnızca yeni pazarlar arıyor ve giderek daha fazla işlenmiş nihai ürün ihracatı şeklinde kendini gösteriyor. Bu nedenle görünümümüz temkinli ancak yapıcı. Piyasa koşullarının daha sağlam bir zemine oturduğunu ve temel göstergelerin kademeli olarak iyileştiğini düşünüyoruz. Ancak toparlanmanın kendiliğinden gerçekleşmesini değil, zaman içinde oluşmasını bekliyoruz.
“ Türkiye'nin karbonsuzlaşma süreci, ortak çalışma açısından yeni bir alan oluşturuyor”
Moravia Steel'in Türk şirketleriyle mevcut ticari ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde Türkiye ile iş birliğini veya ticaret hacmini artırma potansiyeli görüyor musunuz?
Grubumuz ağırlıklı olarak Avrupa çelik pazarına odaklandığı için, Türkiye ile doğrudan ticari ilişkilerimiz bugün itibarıyla sınırlı düzeyde bulunuyor. Bununla birlikte, AB'nin yeni ticaret düzenlemeleri Türkiye-AB çelik ticaretinin dinamiklerini değiştiriyor ve bunun Türk ihracatçıları tarafından da hissedildiğinin farkındayız.
Bizim görüşümüze göre, öngörülebilir ve kurallara dayalı bir ticaret ortamı, dönemsel hacim artışlarıyla yaşanan ve sonrasında ticari anlaşmazlıklara yol açan dalgalanmalardan çok daha sürdürülebilir bir yapı sunuyor. Bu çerçevede, özellikle ürün portföylerimizin birbirini tamamladığı, doğrudan rekabet etmediği uzmanlık gerektiren ürünlerde zaman içinde iş birliği fırsatları bulunduğunu düşünüyoruz. Ayrıca, CBAM'ın da etkisiyle hız kazanan Türkiye'nin karbonsuzlaşma süreci, ortak çalışma açısından yeni bir alan oluşturuyor. Düşük emisyonlu üretime yatırım yapan bir Türk çelik sanayisi, Avrupa için yalnızca bir tedarikçi değil, aynı zamanda uzun vadeli stratejik bir iş ortağı olabilir. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde Türkiye ile ilişkilerin zayıflamak yerine daha da gelişebileceğine inanıyoruz.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı