Bilgiç, konuya öngörülerin yanlış mı olduğu, dış güçlerin ticari bir oyunu mu yoksa köklü bir dönüşüm mü olduğu ve bir şeylerin atlanıp atlanmadığı açısından bakılması gerektiğini belirtti. Eğer bakış açısında bir yanlışlık varsa ve bunun farkında değilsek, yeni şoklara da açık olunacağını ifade etti.
Sürecin tarihçesinin uzun süredir bilindiğini aktaran Bilgiç, benchmark veya default değerlerin referans olacağının önceden bilindiğini ve doğrulama sürecinin temel kriter olacağını vurguladı. Bu süreçlerin sadece ülkelerin kendilerine bırakılmayacağını ve titizlikle yürütüleceğini söyledi. Yıllardır yapılan modellemelerle SKDM’nin ülke ve sektörler için getireceği ilave maliyet tartışılmıştı.
Bilgiç, default değerlerin çok yüksek ve tartışmalı farklılıklar içerdiğini, ancak sistemin default değerlere değil, doğrulanmış değerlere göre çalışacağının bilindiğini belirterek, "AB Komisyonu’nun default değerleri yüksek belirlemesinin amacı, üreticileri doğrulama sürecine zorlamak ve doğrulama kuruluşlarının geç açıklanmasıyla üreticileri belirsizlik ortamında bırakarak karbonsuzlaşmayı daha ciddi ele almaya teşvik etmek olabilir. Bu yaklaşımın etik olup olmadığı tartışılabilir; ancak AB’nin kendi endüstrisine yıllardır yüklediği karbonsuzlaşma maliyeti göz önüne alındığında, yeterli hassasiyeti göstermeyenlere karşı tepkili olma olasılığı bir risk olarak değerlendirilmelidir."Dedi.
Muammer Bilgiç, asıl sorunun açıklanan benchmark değerlerinin çok düşük olduğunu ve Türkiye’deki üreticilerin doğrulanmış değerlerinin bilinmediğini ifade etti. Belirtilen değerlerin AB’deki fiili değerler dikkate alınarak belirlendiğini kabul edersek, arada ciddi bir fark olmaması gerektiğini söyledi. Ancak benchmark değerlerinin altında üreticilerin az olması nedeniyle, AB’ye ihracatın Kapsam 1 açısından SKDM’den ciddi şekilde etkilenmesinin büyük olasılık olduğunu belirtti.
Sektörün kendi karbon ayak izi belirleme ve azaltma süreçlerindeki belirsizliklere dikkat çeken Bilgiç, "Kaç üretici yerel bağımsız doğrulama kuruluşlarına karbon ayak izini doğrulattı? Kaç firma SBTi uyumlu 2030–2050 karbonsuzlaşma taahhütlerini beyan edip eylem planı hazırladı? Doğrulamanın nihai ürün bazında yapılacağını ve sıvı çelik değerlerinin tek başına anlam taşımadığını dikkate alan firma sayısı kaç? Kaç firma karbonsuzlaşmayı yönetim sorumluluğu olarak ele aldı ve su ayak izini doğrulattı?" diye sorarak, belirsizliğin esas olarak AB SKDM süreçlerinden değil, Türkiye’deki kendi karbon ayak izi belirleme ve azaltma süreçlerinden kaynaklandığını vurguladı.
“Hazır olunmadığı ve hata yapıldığı kabulü üreticiler için önemli bir deneyim olacaktır”
Bilgiç, “Eğer EAF’lı çelik üreticisi olmamız nedeniyle dünyanın geri kalanına göre çok avantajlıysak geleceği doğru algılayıp dönüşümü başlatanlar ve ilgili standarda göre doğrulatanlar için, akredite doğrulama kuruluşlarınca ortaya konacak değerlerin çok korkutucu olmaması gerekir. İhracatçı; ya kendi önceden doğrulanmış değerlerine güvenip SKDM maliyetini doğruya yakın bir şekilde belirleyecek ve ihracat yapıp yapmamaya karar verecek ya da süreci şimdiye kadar çok ciddiye almadığını ve bu olağanüstü dönüşüme hazır olmadığını kabul edecek ve default değerlere göre satış yapmayacak. Hazır olunmadığı ve hata yapıldığı kabulü üreticiler için önemli bir deneyim olacaktır” "dedi.
“Belirleyici olan fiili şebeke emisyon değeridir”
Hazır olmayanın sadece çelik üreticileri olmadığını, kapsam 2 emisyonuna konu olan elektrik şebekesi emisyonunun önemini küçümseyen ve buna ilişkin stratejiler geliştirmeyen merkezi otoriteninde hazır olmadığının altını çizen Bilgiç, “Kapsam 2’nin değerlendirmeye girmesi durumundaki SKDM maliyeti riski, Kapsam 1’deki olası maliyet ile kıyaslanamayacak kadar yüksektir. AB ortalamasının 2 katı düzeyindeki> 450grCO2/ kwh elektrik şebeke emisyonunun SKDM maliyetine etkisi dikkate alınmamaktadır. Bu konuda belirleyici olan yenilenebilir elektrik kurulu kapasitemiz değil, fiili şebeke emisyon değeridir. Bu sorunun çözümü çelik üreticilerinin GES yatırımları değil, merkezi otoritenin fosil yakıtlardan çıkışı programlaması, yenilenebilir elektrik yatırımlarının önündeki alt yapı, finansman ve uygulama sorunlarının çözümü ve hızla yenilenebilir elektrik fiili üretimin artırılmasıdır” açıklamasında bulundu.
Bilgiç, SKDM’nin birinci şokunun başlangıç hatasından kaynaklanabileceğini, ancak Kapsam 2 kaynaklı ikinci şokun, ihracatının %60’ını AB’ye üye veya üye olmayan Avrupa ülkelerine yapan Türk çelik sektörü için çok yıkıcı olacağını ve kısa sürede çözülemeyeceğini belirtti. Ayrıca benzer uygulamaların kısa süre içinde diğer ülkelerde de devreye gireceğini ve sektörün bu gerçeği kabul edip hazırlıklı olmasının şokları önlemede kritik olduğunu vurguladı.
Yorumlar
1 yorum yapıldıHazır olmayanın sadece çelik üreticileri olmadığını, kapsam 2 emisyonuna konu olan elektrik şebekesi emisyonunun önemini küçümseyen ve buna ilişkin stratejiler geliştirmeyen merkezi otoriteninde hazır olmadığının altını çizen Bilgiç, “Kapsam 2’nin değerlendirmeye girmesi durumundaki SKDM maliyeti riski, Kapsam 1’deki olası maliyet ile kıyaslanamayacak kadar yüksektir