Analize göre Güney Avustralya’nın gazda rekabetçi bir avantaja sahip olmaması, Whyalla’nın geleceğini doğrudan etkileyebilecek bir zayıflık olarak öne çıkıyor. Küresel çelik sektöründe fosil yakıtlardan uzaklaşma hızlanırken, gaz bazlı üretim modelinin uzun vadede ayakta kalmasının zor olduğu belirtiliyor. İran kriziyle birlikte petrol ve gaz fiyatlarında yaşanan yükselişin, bu riski daha da büyüttüğü ifade ediliyor.
IEEFA Küresel Çelik Baş Analisti Simon Nicholas, düşük karbonlu demir-çelik üretiminde erken aşamada yeşil hidrojen kullanımının artık küresel bir referans noktası haline geldiğini belirterek, Güney Avustralya’nın bu eğilimin tersine hareket ettiğini söyledi. Nicholas, “Dünya çelik sektörü yeşil hidrojenin enerji güvenliği avantajına daha fazla odaklanırken, Güney Avustralya gaz lehine bir yön değiştiriyor. Bu durum, eyaletin lider konumdan geride kalan bir oyuncuya dönüşmesi riskini doğuruyor” değerlendirmesinde bulundu.
Şubat ayında Güney Avustralya hükümetinin Santos ile Whyalla tesisine 2030 yılından itibaren 10 yıl süreyle gaz tedarik edilmesini öngören bir anlaşmaya vardığı hatırlatılan raporda, yıllık 20 petajoule büyüklüğündeki bu anlaşmanın eyaletin sanayi gaz talebini iki katına çıkaracağı belirtildi. Ancak İran krizi sonrası küresel enerji fiyatlarında yaşanan artışın, bu planın ekonomik risklerini daha da belirgin hale getirdiği ifade edildi.
Raporda, Doğrudan İndirgenmiş Demir (DRI) teknolojisinin yoğun kullanıldığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde gaz fiyatlarının Avustralya’ya kıyasla çok daha düşük olduğu vurgulandı. Görselde yer alan 2024 yılı toptan gaz fiyatlarına göre Çin’de fiyatlar 12,5 AU$/GJ ile en yüksek seviyede bulunurken, Avustralya’da 10,3 AU$/GJ seviyesinde gerçekleşti. Mısır’da 7, Malezya’da 6,4, Bahreyn’de 6, Umman’da 5,1, ABD’de 3, Katar’da 2,2 ve Kanada’da ise 1,4 AU$/GJ seviyeleri dikkat çekti. Bu tablo, Avustralya’nın gaz maliyetlerinde önemli bir rekabet dezavantajına sahip olduğunu ortaya koydu.
Analizde ayrıca Çin’in, Avustralya’nın en büyük demir cevheri müşterisi olarak, çelik üretiminde yeşil hidrojenin enerji güvenliği açısından sunduğu avantajlara giderek daha fazla odaklandığı belirtildi. Öte yandan Umman gibi ülkelerin, düşük maliyetli gaz avantajını kullanarak yeşil çelik projelerini kendi ülkelerine çektiği ve bu projeleri zaman içinde yeşil hidrojene dönüştürmeyi hedeflediği ifade edildi.
Güney Avustralya hükümetinin seçim sürecinde Whyalla tesisinde kömürden gaza geçişin “dünyanın talep ettiği dekarbonize demir ürününü” sağlayacağı yönündeki söylemine de yer verilen raporda, gaz bazlı DRI teknolojisinin bu iddiayı karşılamadığı vurgulandı. Dünya Çelik Birliği verilerine göre gaz bazlı üretimde ton başına yaklaşık 1,7 ton CO₂ salımı gerçekleşirken, yenilenebilir enerji destekli yeşil hidrojen kullanımında bu değer 100 kilogramın altına kadar düşebiliyor.
Avrupa’daki dönüşüm sürecine de dikkat çekilen analizde, yüksek gaz fiyatlarına maruz kalan tesislerde kömürden gaz bazlı üretime geçişi destekleyen büyük ölçekli teşviklerin her zaman başarılı olmadığına işaret edildi. Bu çerçevede, Whyalla için eyalet ve federal düzeyde koordineli bir politika seti önerildi.
IEEFA, kamu desteklerinin yalnızca sermaye yatırımlarına odaklanmaması gerektiğini, aynı zamanda yeşil hidrojen maliyetlerinin düşürülmesi ve gerçek anlamda düşük karbonlu çelik için primli alım (offtake) mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Raporda ayrıca 2030’lu yıllar boyunca gaz kullanımının kademeli olarak azaltılarak yeşil hidrojenin payının artırılmasını içeren bir geçiş planının oluşturulması gerektiği vurgulandı.
Analize göre Güney Avustralya’nın yenilenebilir enerji potansiyeline dayalı bir modelle yeşil hidrojen üretimini ölçeklendirmesi, bölgeyi yeniden küresel yeşil demir-çelik üretiminde lider konuma taşıyabilir. Aksi halde, uzun vadeli gaz bağımlılığına dayalı bir modelin hem maliyet hem de karbon regülasyonları açısından rekabet gücünü zayıflatabileceği ifade edildi.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı