Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA) tarafından yapılan açıklamada, yeşil demir ve çelik üretimine yönelik geliştirilen teknolojilerin her birinin farklı zorluklar ve sınırlamalar içerdiği, bu nedenle tüm çözümlerin başarıya ulaşamayabileceği ifade edildi.
IEEFA’nın Küresel Çelik Enerji Finans Analisti Soroush Basirat tarafından yapılan değerlendirmede, özellikle düşük tenörlü demir cevherlerinin kullanımını mümkün kılabilecek yeni ergitme teknolojilerine dikkat çekildi. Açıklamada, düşük ve orta tenörlü cevherlerin yeşil çelik üretiminde kullanılabilmesine olanak tanıyacak teknolojilerin 2030 yılı öncesinde devreye girmesinin beklendiği ve bunun çelik sektörünün karbonsuzlaşma süreci açısından önemli bir gelişme olduğu belirtildi.
Bununla birlikte, halihazırda yalnızca bir ticari ölçekli projenin inşaat aşamasında olduğu ve bu teknolojilerin geniş ölçekte uygulanabilirliğinin kanıtlanması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu vurgulandı. Özellikle Avustralya’daki projeler ile teknoloji sağlayıcılarının yürüttüğü pilot ve demonstrasyon çalışmalarının, Pilbara bölgesinden çıkarılan demir cevherlerinin gelecekteki kullanımını güvence altına almaya yönelik risk azaltma hedefi taşıdığı ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, bu teknolojilerin geliştirilmesinin, mevcut yüksek kaliteli demir cevheri ve olgun doğrudan indirgeme teknolojileri kullanılarak yeşil demir üretimine geçişi geciktirmemesi gerektiğinin altı çizildi.
Çelik üreticiler üzerindeki emisyon azaltma baskısının giderek arttığına dikkat çeken Basirat, mevcut üretim yöntemlerinin bu gereklilikleri karşılamada yetersiz kaldığını belirtti. Bu kapsamda, alternatif teknolojiler arasında yeşil hidrojen bazlı doğrudan indirgenmiş demir (DRI) ve elektrik ark ocağı (EAF) kombinasyonunun en umut verici çözümlerden biri olarak öne çıktığı ifade edildi.
Ancak açıklamada, doğrudan indirgeme teknolojilerinin geniş bir cevher yelpazesinden oksijeni uzaklaştırabilmesine rağmen, safsızlıkları ortadan kaldırma konusunda sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Elektrik ark ocaklarının ise başlangıçta hurda eritmek için geliştirildiği ve yüksek verimliliklerine rağmen oksitleyici ortamları nedeniyle demir cevherini metalik demire indirgeme ve safsızlıkları giderme konusunda kısıtlar taşıdığı belirtildi.
Bu nedenle DRI-EAF sürecinin yüksek kaliteli, düşük safsızlık içeren demir cevherine ihtiyaç duyduğu, bu tür cevherlerin ise sınırlı arzı ve yüksek maliyeti nedeniyle sektörde alternatif çözümlere yönelimin arttığı ifade edildi.
Bu soruna çözüm olarak, demir üretimi ile çelik üretimi arasına ek bir proses adımı eklenmesi seçeneğinin öne çıktığı belirtilirken, elektrikli ergitme fırınlarının bu noktada önemli bir rol oynayabileceği vurgulandı. Açıklamada, bu fırınların yüksek gang içeren hammaddeleri işleyebildiği ve yüksek fırınlardan elde edilen pik demire benzer kalitede ürün ortaya koyabildiği ifade edildi.
Dünya genelinde geliştirilmekte olan DRI ergitme projelerinin, düşük ve orta tenörlü demir cevherlerinin değerlendirilmesine imkan sağlayarak çelik sektörünün karbonsuzlaşma sürecinde yeni bir aşamanın önünü açabileceği değerlendiriliyor.
Avustralya’nın yılda yaklaşık 900 milyon ton üretimle dünyanın en büyük demir cevheri üreticisi olduğu ve küresel deniz yoluyla taşınan arzın yaklaşık yarısını karşıladığı belirtilirken, bu nedenle söz konusu teknolojilerin geliştirilmesinin stratejik açıdan büyük önem taşıdığı ifade edildi.
IEEFA Küresel Çelik Enerji Finans Analisti Soroush Basirat, Avustralya’nın Pilbara bölgesinde yoğunlaşan baskın hematit ve goetit cevherlerinin genellikle doğrudan indirgeme (DR) süreçleri için uygun olmadığını belirterek, bu cevherlerin düşük emisyonlu çelik üretiminde kullanılabilmesini sağlayacak teknolojilerin geliştirilmesinin sektör açısından önemli bir zorluk oluşturduğunu söyledi.
Basirat ayrıca, BHP ve Rio Tinto’nun 2000’li yılların başında Batı Avustralya’da yeni demir üretim yöntemleri geliştirmeye yönelik girişimlerinin başarısız olduğunu ancak küresel ölçekte çelik sektöründe karbonsuzlaşma yönündeki ivmenin hız kazanmasıyla birlikte Avustralya’nın bu alanda yeniden fırsat yakalayabileceğini ifade etti.
Söz konusu teknolojilerin halen gelişim aşamasında olduğunu ve tam anlamıyla olgun, güvenilir bir seviyeye ulaşmadan önce daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Basirat, buna rağmen doğrudan indirgeme (DRI) teknolojilerine dayalı projelerin Avrupa, ABD, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hız kazandığını belirtti.
Avustralya’nın diğer teknoloji geliştiricilerle birlikte bu çözümleri ticari ölçekte uygulanabilir hale getirmek için çalıştığı ifade edilirken, geleneksel doğrudan indirgeme yöntemlerine geçişin ise şimdiden ivme kazandığı kaydedildi.
Basirat, Avustralya’nın düşük kaliteli demir cevherlerini değerlendirme yolları ararken mevcut teknoloji seçeneklerini dikkatle değerlendirmesi gerektiğini belirterek, ülkenin DR kalitesinde malzeme sağlayabilecek geniş manyetit kaynaklarına sahip olduğunu ve olgun DR teknolojilerinin kullanılmasıyla büyük ölçekli dönüşümün bugün başlayabileceğini söyledi.
Ayrıca düşük emisyonlu demir ve çelik projelerindeki küresel büyümenin, Avustralya’nın yeşil demir dönüşümünü geciktirmeden başlatmasını zorunlu kıldığı ifade edildi.
Basirat, “Geçiş hiçbir ülkeyi beklemez; küresel trendlere uyumlu ticari ölçekli projeler geliştirilmezse Avustralya geride kalma riskiyle karşı karşıya kalır” değerlendirmesinde bulundu.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı