Yalçındağ, yılın ilk yarısında AB ülkelerine yönelik ihracatta kaydedilen artışın, Avrupa ekonomisindeki sınırlı büyüme, yüksek finansman maliyetleri ve jeopolitik belirsizliklere rağmen önemli bir başarı olduğunu söyledi. Türkiye'nin AB ile kurduğu ilişkinin yalnızca dönemsel talebe dayalı olmadığını vurgulayan Yalçındağ, üretim, tedarik, lojistik ve sanayi entegrasyonu bakımından Avrupa değer zincirlerinin önemli bir parçası haline gelindiğini ifade etti.
2026 yılının ocak-haziran döneminde AB'nin Türkiye ihracatındaki payının geçen yılki yüzde 42,8 seviyesinden yüzde 43,5'e yükseldiğini belirten Yalçındağ, söz konusu artışta Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa'ya yapılan ihracatın etkili olduğunu, bu dört ülkenin toplam AB ihracatının yarısını oluşturduğunu kaydetti.
Yeşil dönüşüm ve dijital uyum rekabetin ana unsuru olacak
AB'nin yeşil dönüşüm politikaları ve dijital ürün pasaportu gibi yeni düzenlemelerine tam uyumun kritik önem taşıdığını dile getiren Yalçındağ, Türk firmalarının ucuz iş gücüyle değil; hızlı, güvenilir ve sürdürülebilir üretim kabiliyetiyle öne çıkması gerektiğini söyledi.
AB'de özellikle otomotiv sektöründe gündeme gelen "Made in Europe" yaklaşımını yakından takip ettiklerini belirten Yalçındağ, Türkiye'nin Gümrük Birliği ilişkisi, aday ülke statüsü ve Avrupa değer zincirleriyle yüksek entegrasyonu sayesinde Avrupa sanayi ekosisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyon verilerinin doğrulanabilir dijital sistemlerle raporlanması, menşe ve tedarik zinciri izlenebilirliğinin güçlendirilmesi ile dijital ürün pasaportu uygulamalarının önümüzdeki dönemde AB pazarındaki rekabet gücünü belirleyeceğini vurgulayan Yalçındağ, Türk şirketlerinin yeni sanayi mimarisine yalnızca mevzuat uyumu değil, stratejik konumlanma perspektifiyle yaklaşması gerektiğini söyledi.
"Türkiye stratejik ortak konumunda"
Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, Türkiye'nin Avrupa değer zincirlerindeki rolünü ortaya koyan sektörel çalışmaların artırılması ve AB kurumları nezdindeki teknik-diplomatik temasların güçlendirilmesinin önemine dikkat çeken Yalçındağ, Türkiye'nin Avrupa için yalnızca ürün tedarik eden bir ülke değil, stratejik bir üretim ve tedarik ortağı olduğunu belirtti.
AB'nin ticaret ve sanayi politikalarının yalnızca yeni yükümlülükler olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Yalçındağ, bu dönüşümün küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillenmesinin bir parçası olduğunu söyledi.
AB'nin Çin'e bağımlılığı azaltmaya yönelik tedarik çeşitlendirme politikalarının Türkiye açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Yalçındağ, yeşil enerjiye geçişi hızlandıran ve emisyon verilerini şeffaf şekilde raporlayabilen Türk firmalarının, Avrupa pazarında Çin'den boşalan alanları doldurabilecek güçlü bir konuma ulaşabileceğini ifade etti.
Rekabet gücü fiyatla sınırlı kalmayacak
2025 yılında Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacminin 233 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştığını hatırlatan Yalçındağ, 2026'nın ikinci yarısında Avrupa'da talebin kademeli toparlanmasının ihracatı destekleyebileceğini söyledi.
Ancak kalıcı rekabet avantajının yalnızca fiyatla sağlanamayacağını vurgulayan Yalçındağ, kalite, teslimat hızı, lojistik esneklik, yeşil üretim kapasitesi, karbon ayak izinin ölçülebilirliği, dijital izlenebilirlik ve AB düzenlemelerine uyumun ihracat performansını belirleyen temel unsurlar haline geldiğini kaydetti.
Yalçındağ, Türkiye'nin lojistik ve dijital altyapısını güçlendirmesi, yeşil dönüşüm reformlarını hızlandırması ve Gümrük Birliği'nin modernizasyonu, finansal entegrasyon, vize sorunları ile tır kotaları gibi başlıklarda ilerleme sağlanması halinde, durgun seyreden AB pazarından en fazla pay alan ülkelerden biri olmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
AA
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı