13.974,14 TRY BIST 100 BIST 100
53,91 EUR EUR EUR
47,20 USD USD USD
7,02 CNY CNY CNY
0,13 CNY CNY/EUR CNY/EUR
41,92 TRY Faiz Faiz
92,07 USD Petrol(brent) Petrol(brent)
6,51 USD Bakır(lb) Bakır(lb)
90,51 USD Gümüş(ons) Gümüş(ons)
98,72 USD (CME) 62% Fe (CME) 62% Fe
380,00 USD Gemi Söküm Gemi Söküm
6.089,00 TRY Altın(gr) Altın(gr)
97,00 USD Demir Cevheri 61% Fe Demir Cevheri 61% Fe

Annup Kashyap "Hindistan çelik sektörünün en büyük sınavı büyüme ile karbonsuzlaşmayı dengelemek"

Hindistan, çelik üretim kapasitesini 2030 yılına kadar 300 milyon tona çıkarmayı hedeflerken, aynı zamanda karbon emisyonlarını azaltma baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Bağımsız Endüstriyel Karbonsuzlaştırma ve İklim Politikası Uzmanı Annup Kashyap, SteelRadar'a yaptığı açıklamada, Hindistan çelik sektörünün yeşil dönüşüm sürecini, Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (CBAM) olası etkilerini, yeşil hidrojenin geleceğini ve düşük karbonlu üretime geçişte izlenmesi gereken stratejileri değerlendirdi.

Annup Kashyap "Hindistan çelik sektörünün en büyük sınavı büyüme ile karbonsuzlaşmayı dengelemek"

Hindistan çelik sektörü iddialı karbonsuzlaşma hedefleri belirledi. Sizce üreticilerin bu hedeflere ulaşırken küresel rekabet güçlerini korumalarının önündeki en büyük zorluklar neler olacak?

Hindistan çelik sektörü, genellikle birbiriyle çelişen iki hedefi aynı anda gerçekleştirmeye çalışıyor: büyümek ve karbon emisyonlarını azaltmak. Asıl zorluk da herhangi bir teknoloji eksikliğinden ziyade bu iki hedefi aynı anda yönetebilmek.

Bugün Hindistan'da üretilen her ton çelik yaklaşık 2,55 ton CO₂ emisyonuna neden oluyor. Bu rakam, yaklaşık 1,9 ton seviyesindeki küresel ortalamanın neredeyse %30 üzerinde. Buna rağmen sektör bu değeri düşürmek için küçülmüyor; tam tersine büyüyor. Mevcut yaklaşık 200 milyon tonluk kapasitenin 2030 yılına kadar 300 milyon tona ulaşması hedefleniyor. Bu da önümüzdeki dört yıl içinde yaklaşık 100 milyon ton yeni kapasitenin devreye alınması gerektiği anlamına geliyor. Ancak bu yatırımların büyük bölümü hâlâ kömür bazlı yüksek fırın–bazik oksijen fırını (BF-BOF) teknolojisiyle planlanıyor. Bir kez inşa edildiğinde 30 ila 40 yıl boyunca faaliyet gösteren bu teknoloji nedeniyle, bu yıl onaylanan yatırımlar Hindistan'ın 2050'li ve 2060'lı yıllardaki emisyon profilini de belirlemiş olacak.

Buna ek olarak, hurda tarafında da önemli bir sorun bulunuyor. Hindistan'da hurdanın çelik üretimindeki kullanım oranı yaklaşık %25 seviyesindeyken, küresel ortalama %35 civarında. Bunun temel nedeni, hurda toplama ve işleme altyapısının henüz yeterince gelişmemiş olması. Ayrıca mevcut üretim tesislerinin karbonsuzlaştırılması için yaklaşık 283 milyar USD yatırım gerekirken, 2030 yılına kadar devreye girecek yeni kapasitenin düşük karbonlu kalabilmesi için de ilave 251 milyar USD yatırım gerekiyor.

Dolayısıyla asıl soru Hindistan'ın yeşil çelik üretip üretemeyeceği değil. Bunu yapabilecek kapasiteye sahip. Esas zorluk, bunu yeterince hızlı ve yeterince düşük maliyetle gerçekleştirerek Mumbai veya Rourkela'daki bir üreticinin Rotterdam ya da Singapur'daki alıcıların kabul etmeyeceği fiyatlar sunmak zorunda kalmamasını sağlamak.

“CBAM'ı yalnızca bir veri raporlama süreci olarak gören üreticiler zorlanacaktır”

Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Hindistan'ın çelik ihracatını nasıl etkileyecek? Hintli üreticiler bu konuda nasıl bir yol izlemeli?

Basitçe ifade etmek gerekirse Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Avrupa Birliği'nin sınırda uyguladığı bir karbon vergisidir. Avrupa'ya çelik sevkiyatı yapıldığında, ithalatçı ürünün içerdiği karbon emisyonunu hesaplamak ve buna göre ödeme yapmak zorundadır. Mekanizmanın işleyişi oldukça basittir. İhraç edilen tonaj, ürünün CO₂ emisyon yoğunluğu ve AB karbon fiyatı çarpılır. Üç rakam ve tek bir çarpma işlemi... Ancak artık bu hesaplama, Hint çeliğinin en önemli ihracat pazarlarından biri olan Avrupa'daki rekabet gücünü belirliyor.

İhracatçıların sıklıkla hata yaptığı nokta ise burada ortaya çıkıyor. AB, şirketlere doğrulanmış kendi emisyon verilerini ya da ilgili ürün için yayımlanan varsayılan AB değerlerini kullanma imkânı tanıyor. BF-BOF yöntemiyle üretilen çelik için bu varsayılan değer şu anda ton çelik başına yaklaşık 2,16 ton CO₂ seviyesinde bulunuyor.

Pek çok Hintli üretici, gerçek ve denetlenmiş emisyon verilerini sunmanın her zaman daha güvenli ve daha uyumlu bir tercih olduğunu düşünüyor. Ancak durum her zaman böyle değil. Bir tesisin gerçek emisyon yoğunluğu varsayılan değerin üzerindeyse — ki eski ve kömür ağırlıklı Hint tesislerinde bu oldukça yaygın bir durum. Gerçek verilerin beyan edilmesi daha az değil, daha fazla ödeme yapılması anlamına geliyor. Sadece bu tercih nedeniyle, doğru ve yanlış seçenek arasında tek bir ihracatçı için yılda onlarca crore rupi fark oluştuğunu gördüm.

Hintli üreticilere üç temel tavsiyem var. Birincisi, beyan öncesinde maliyeti hem gerçek emisyon değerleriyle hem de varsayılan değerlerle hesaplayın ve gerçekten daha düşük maliyetli olan seçeneği kullanın. Bu bir mevzuat boşluğundan yararlanmak değil, ticari açıdan doğru karar vermektir.

İkincisi, yalnızca emisyon raporlamasına değil, gerçek emisyon azaltımına yatırım yapın. Çünkü CBAM kapsamındaki varsayılan değerler zaman içinde daha sıkı hale gelecek ve bugün sağlanan avantaj giderek ortadan kalkacaktır.

Üçüncüsü ise sera gazı (GHG) muhasebe sisteminizi GHG Protocol ve ISO 14064 gibi uluslararası kabul görmüş standartlara göre şimdiden denetime hazır hale getirin. Böylece gerçek emisyon değerleriniz varsayılan seviyelerin altına düştüğünde bunu kanıtlayabilir ve avantaj sağlayabilirsiniz.

CBAM'ı yalnızca bir veri raporlama süreci olarak gören üreticiler zorlanacaktır. Buna karşılık, onu geleceğe yönelik bir yatırım sinyali olarak değerlendiren üreticiler ise önümüzdeki on yılda Avrupa Birliği pazarında kazanan taraf olacaktır.

"Yeşil hidrojen yaygınlaşacak ancak maliyetlerin düşmesi gerekiyor"

Önümüzdeki on yıl içinde Hindistan çelik sektöründe yeşil hidrojenin büyük ölçekli kullanımını ne kadar gerçekçi görüyorsunuz? Başlıca engeller neler?

Gerçekçi olduğunu düşünüyorum; ancak çoğu kişinin umduğu zaman diliminde değil ve Hindistan önce yalnızca çelik sektörüne değil, enerji sorununa da çözüm bulmadan bunun gerçekleşmesi mümkün değil.

Fizik kuralları oldukça katıdır. Hidrojen bazlı yöntemle yılda 1 milyon ton çelik üretmek için bir tesisin yıllık yaklaşık 50 ila 60 bin ton yeşil hidrojene, bunu destekleyecek 3 ila 4 teravatsaat yenilenebilir elektriğe ve yaklaşık 1 gigavat elektrolizör kapasitesine ihtiyacı vardır. Bu artık yalnızca bir çelik tesisi yatırımı değil, tek bir fabrikayı beslemek için kurulmuş küçük ölçekli bir elektrik şebekesi anlamına gelir.

Bugün yeşil hidrojenin maliyeti kilogram başına yaklaşık 5 ila 6 USD seviyesinde bulunuyor. Bu maliyetle kömür bazlı demir üretimiyle rekabet etmesi mümkün değil. Sektör tahminlerine göre yeşil hidrojen fiyatının 2030'lu yılların ortalarına kadar kilogram başına yaklaşık 2,50-3 USD seviyesine gerilemesi, ticari ölçekte uygulanabilir hale gelmesi için gerekli görülüyor. Ekonomik açıdan tam anlamıyla rekabetçi olabilmesi için ise yüzyılın ortalarına doğru kilogram başına yaklaşık 1-2 USD seviyelerine düşmesi gerekiyor.

Aslında Hindistan'ın bu alanda önemli yapısal avantajları bulunuyor. Ulusal Yeşil Hidrojen Misyonu, zengin güneş ve rüzgâr kaynakları ile büyümeye devam eden çelik sektörü sayesinde yeni yatırımlar sonradan dönüştürülmek yerine ilk günden hidrojen kullanımına uygun şekilde tasarlanabiliyor.

Ancak engeller de oldukça ciddi. Yüksek üretim maliyetleri, ihtiyaç duyulan ölçekte yenilenebilir enerji arzının henüz sağlanamaması ve hidrojen taşımacılığı ile depolama altyapısının büyük ölçüde eksik olması bunların başında geliyor.

Benim değerlendirmeme göre, Hindistan'da ticari ölçekte anlamlı yeşil hidrojenle çelik üretimi 2030'lu yılların ortalarından itibaren başlayacak ve 2050'ye kadar istikrarlı şekilde büyüyecek. O zamana kadar ise en doğru strateji, daha düşük maliyetli çözümlerden maksimum faydayı sağlamak olacaktır. Bunlar arasında enerji verimliliğinin artırılması, doğal gazın bulunduğu bölgelerde gaz bazlı doğrudan indirgenmiş demir (DRI) üretimi ve hepsinden önemlisi, BF-BOF yöntemine kıyasla emisyonları yaklaşık %70 azaltan ve yeni bir teknoloji gerektirmeyen hurda bazlı elektrik ark ocağı (EAF) üretimi yer alıyor.

"Kamu politikaları yeşil çelikte maliyet farkını kapatmalı"

Hindistan'ın ağır sanayisinde karbonsuzlaşmayı hızlandırmak için hükümet politikaları, karbon piyasaları ve finansal teşvikler nasıl bir rol oynamalı?

Hükümet politikalarının, piyasanın tek başına yeterince hızlı yapamayacağı bir işi üstlenmesi gerekiyor. Yani sektörün "yeşil maliyet farkı" olarak adlandırdığı farkı kapatması gerekiyor.

Bugün düşük karbonlu çelik üretimi, geleneksel üretim yöntemine kıyasla ton başına yaklaşık 210 USD daha pahalı. Emisyon hedeflerine ne kadar önem verirse versin, hiçbir çelik alıcısı bu ilave maliyeti büyük ölçekte gönüllü olarak üstlenmeyecektir. Teknolojiler olgunlaşıp maliyetler düşene kadar bu farkın birileri tarafından karşılanması gerekiyor ve bunu sağlayabilecek tek araç kamu politikalarıdır.

Hindistan'ın geliştirdiği mekanizmaların temel mantığı da budur. Enerji verimliliği artışlarını ticareti yapılabilir sertifikalarla ödüllendiren Perform, Achieve and Trade (PAT) programı ile karbona Avrupa Emisyon Ticaret Sistemi'ne benzer şekilde fiyat sinyali vermeye başlayan Carbon Credit Trading Scheme (CCTS) bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Bunlara, hangi ürünlerin gerçekten "yeşil çelik" olarak kabul edileceğini tanımlayan Green Steel Taxonomy de ekleniyor.

Bu mekanizmalar olmadan karbonsuzlaşma, kurumsal sosyal sorumluluk anlayışıyla yürütülen gönüllü bir faaliyet olarak kalır. Ancak bu araçlarla birlikte karbonsuzlaşma, yanlış kararların gerçek mali sonuçlar doğurduğu bir iş stratejisine dönüşür.

Bana göre daha fazla odaklanılması gereken alan ise talep tarafındaki teşviklerdir. Altyapı projelerinde yeşil çelik kullanımını zorunlu kılan kamu alım politikaları ile erken dönem hidrojen bazlı DRI ve karbon yakalama, kullanımı ve depolanması (CCUS) projelerine uygulanabilirlik açığını kapatan finansman destekleri sağlanmalıdır. Hindistan bunu daha önce güneş enerjisi sektöründe başarıyla uyguladı. Karbon piyasaları ve sınıflandırma sistemleri varılacak hedefi belirlerken, kamu alımları ve finansman destekleri ilk tesislerin hayata geçirilmesini sağlayacaktır.

Önümüzdeki beş yıla baktığınızda, Hindistan'da sürdürülebilir çelik üretiminin geleceğini en çok hangi teknolojik veya politik gelişmeler şekillendirecek?

Önümüzdeki beş yılı şekillendirecek en önemli unsur yeni bir teknoloji olmayacak. Asıl belirleyici olan, Hindistan'ın şu anda 2030 yılına kadar devreye girecek yaklaşık 100 milyon tonluk yeni çelik kapasitesi konusunda vereceği kararlar olacak.

Yüksek fırınlar 30 ila 40 yıl boyunca faaliyet gösterdiği için bugün onaylanan yatırımlar, Hindistan'ın 2050 ve sonrasındaki emisyon seyrini fiilen belirleyecek. Bana göre gaz ve hidrojen kullanımına uygun DRI-EAF tesisleri ile hurda bazlı EAF üretimine daha fazla ağırlık verilmesi, buna karşılık yeni BF-BOF yatırımlarının daha sınırlı tutulması, önümüzdeki beş yıl içinde herhangi bir teknolojik atılımdan çok daha büyük önem taşıyor.

Politika tarafında ise CBAM kapsamındaki varsayılan emisyon değerlerinin ve uygulama alanının zamanla daha da sıkılaşmasını, ayrıca Hindistan'ın Carbon Credit Trading Scheme sisteminin bir çerçeve olmaktan çıkıp aktif olarak işlem gören bir karbon piyasasına dönüşmesini takip etmek gerekiyor. Her iki gelişme de düşük karbon yoğunluğunu yalnızca bir uyum maliyeti olmaktan çıkarıp gerçek bir rekabet avantajına dönüştürecektir.

Teknoloji tarafında ise takip edilmesi gereken en önemli gösterge yeşil hidrojen fiyatıdır. Kilogram başına maliyetin her 1 USD düşmesi, Hindistan'da yeşil çelik yatırımlarının ekonomik açıdan uygulanabilirliğini önemli ölçüde artıracaktır. Bana göre bu, tüm dönüşüm sürecindeki en kritik göstergedir.

Bunun yanında Hindistan'ın daha sessiz ancak en az bunlar kadar önemli bir sorunu çözmesi gerekiyor. Yüksek tenörlü demir cevherine erişim. Çünkü hidrojen ve gaz bazlı DRI üretimi için demir içeriği %64'ün üzerinde olan cevher gerekiyor ve küresel demir cevheri arzının %20'sinden daha azı bu kaliteyi karşılıyor. Bu nedenle cevher zenginleştirme ve peletleme kapasitesi de elektrolizör yatırımları kadar önemli olacaktır.

Önümüzdeki beş yılın kazananları artık yalnızca en ucuz kömüre sahip şirketler olmayacak. Kazananlar; temiz enerjiye, yüksek kaliteli demir cevherine ve düşük karbonlu üretim teknolojilerine en erken yatırım yapan şirketler olacaktır.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı

Bu içeriğe sadece +plus aboneler erişebilir.

Piyasalara dair düşüncelerinizi paylaşmak ve daha fazla yoruma ulaşmak için hemen ABONE OLUN!
ABONE OLUN Zaten bir hesabınız varsa Oturum Açın

En çok okunan haberler

AB'de sanayi rekabetçiliği ve yeşil dönüşüm dengesi yeniden tartışılıyor

22 Temmuz 2026 Çarşamba

ABD'nin haftalık ham çelik üretimi yıllık bazda %3,3 arttı

22 Temmuz 2026 Çarşamba

Kanada, Türkiye ve Vietnam menşeli korozyona dayanıklı çelik saclara yönelik önlemleri uzattı

22 Temmuz 2026 Çarşamba

Annup Kashyap: "The biggest challenge for India's steel industry is balancing growth with decarbonization."

22 Temmuz 2026 Çarşamba
İzleme Listesi
Genişlet
İzleme listeniz boş

Favori emtialarınızı hızlı erişim için ekleyin ve son fiyat değişim haberlerini kaçırmayın.


Takip ettiğiniz haber kategorisi bulunmuyor
Bildirim Tercihlerini Düzenle
E-Bülten Aboneliği
En güncel haberleri ve günlük demir fiyatlarını e-posta ve sms olarak almak için kayıt olun.
Şimdi Plus Abonesi Olun!
3 gün ücretsiz deneyin!
Şimdi Abone Olun
Tarafsız Fiyatlar
Haberdar Olun
İl Demir Fiyatları
Yorumlar ve Analizler
Şimdi Abone Olun