Bilgiç, sektörün daha önce dile getirdiği "Yolumuzu çizmekte güçlük çekiyoruz" söylemlerinin ardından, resmi olmayan emisyon verilerinin elde edilmesiyle birlikte bu alandaki belirsizliğin önemli ölçüde azaldığını kaydetti.
Benchmark değerleri ile karbon fiyatlarının yıl başında belirlenmesi ve ön doğrulama denetimlerinden elde edilen verilerin ortaya çıkmasıyla birlikte SKDM'nin olası maliyetinin hesaplanabilir hale geldiğini belirten Bilgiç, artık sektörün gündeminin emisyon değerlerini yüksek maliyet oluşturmayacak seviyelere indirerek rekabetçiliğin nasıl korunacağı sorusu olması gerektiğini vurguladı.
Bilgiç, şimdilik kapsam 1 emisyonlarının mali etkisinin olacağını, ancak kapsam 2 emisyonlarının da muhtemelen 2027 sonrasında mali sorumluluk kapsamına gireceğini ifade etti.
EAF'li üreticilerin özellikle yenilenebilir elektrik yatırımlarıyla elektrik kaynaklı emisyonlarını düşürmeye odaklandığını belirten Bilgiç, tüketim sahası dışındaki yatırımların doğrudan emisyon değerlerini düşürmeye katkı sağlayıp sağlamayacağı konusundaki tartışmaların sürdüğünü söyledi. Bu nedenle mevcut durumda söz konusu yatırımların şebeke emisyonunu düşürmekten öte bir katkısı olmayacağını belirten Bilgiç, güneş enerjisi santrali (GES) yatırımlarıyla SKDM maliyet yükünün azaltılabileceği veya "yeşil çelik" üretilebileceği yönündeki varsayımların kapsam 2 emisyonlarının mali yükümlülük kapsamına girmesiyle daha fazla tartışılacağını kaydetti.
Bilgiç, kapsam 1 konusunda üreticilerin kendi içlerinde değerlendirmeler yaptığını ancak sektörel ölçekte yeterli tartışmanın henüz gerçekleşmediğini belirterek, EAF'li sektör için kapsam 1 ve yapılabilecekler konusunda değerlendirmelerde bulundu.
Kapsam 1 emisyonlarının yalnızca üst yönetim ve çevre birimlerinin yöneteceği bir konu olmadığını vurgulayan Bilgiç, ergitme, döküm ve haddeleme süreçlerinde kullanılan tüm malzemeler ile elektrik dışındaki enerji kaynaklarının tüketiminin bu emisyonların temelini oluşturduğunu ifade etti. Tercih edilen metalurjik ve termal proseslerin tüketim düzeyini ve türünü belirlediğini belirten Bilgiç, teknik proseslerin ve tüketilecek malzeme miktarı ile cinsinin mutlak olmadığını, ancak EAF üreticilerinin büyük bölümünün mevcut prosesleri genel parametreleri itibarıyla tartışılmaz ve mutlak olarak değerlendirdiğini söyledi.
Bilgiç'e göre kapsam 1 emisyonlarının azaltılması için ilk adım, mevcut EAF metalurjik proseslerinin mutlak doğru olarak görülmemesi ve karbon maliyetini dikkate alan bir bakış açısıyla yeniden tasarlanması gerektiğinin kabul edilmesi olmalıdır. Bu sürecin başarılı olabilmesi için proses tasarımcıları ile uygulayıcılarının da karbonsuzlaşma çalışmalarına dahil edilmesi gerektiğini belirtti.
Hurda, ferroalyaj, elektrot, refrakter, doğal gaz, oksijen, karbon vericiler ve diğer girdilerin tüketim miktarları ile gömülü emisyonlarının kapsam 1 emisyonlarının en büyük bölümünü oluşturduğunu ifade eden Bilgiç, tüketim miktarlarının sabit olmadığını, kullanılan malzeme türü ve çelik yapım prosesinin bir fonksiyonu olduğunu ve optimize edilebildiğini söyledi. Yapılacak optimizasyonun hem tüketimi hem de emisyonu azaltacağını belirten Bilgiç, bu nedenle EAF tesislerinde kapsam 1 kapsamında yapılacak çalışmaların maliyet düşürücü etkiye de sahip olacağını kaydetti.
Proses dönüşümünün ancak termodinamik ve termokinetik yasalarının sınırları içinde geliştirilecek yeni bir metalurjik proses tasarımıyla mümkün olacağını ifade eden Bilgiç, mevcut uygulamalardan vazgeçilerek yeni proseslerin benimsenmesinin kolay ve kısa süreli bir süreç olmayacağını, alışılmış proseslerin terk edilmesinde direnç oluşacağını söyledi. Özellikle EAF tesislerinde kimyasal enerji kullanımının en fazla tartışılacak ve korunmak istenecek proses uygulamalarından biri olacağını belirtti.
Yeni proses tasarımı ve uygulamalarında yapay zekâ, dijital ikiz, metalurjik ve termal modelleme, dijitalleşme ve yalın üretim gibi yöntemlerin belirleyici rol üstleneceğini ifade eden Bilgiç, kapsam 1 kapsamında yapılacak çalışmaların bazı termal işlemlerin elektrifikasyonu dışında, birilerinin geliştirdiği teknolojilerden birini seçmekten ziyade metalurjik prosesin verimliliği ve yetkinliğiyle ilgili olduğunu söyledi.
Bilgiç, EAF'ler için SKDM benchmark değerinin bir üründe 0,11 ton CO₂/ton hadde ürünü olduğunu, Türkiye'de ise sürdürülebilirlik raporlarına göre aynı ürün için en iyi değerin 0,22 ton CO₂/ton olduğunu belirtti. Ön doğrulama denetimleri sayesinde üreticilerin kendi emisyon değerlerini daha net görmeye başladığını ifade eden Bilgiç, rekabetçi olabilmek için mevcut değerin şimdilik yaklaşık yarıya düşürülmesi ve ardından net sıfıra kadar sürekli karbonsuzlaşmanın sağlanması gerektiğini, bunun kolay olmayacağını ancak yapılabileceklerin belli olduğunu dile getirdi.
Karbonsuzlaşma metodolojisinin tüm proses zinciri çalışanlarının katılımını gerektirdiğini belirten Bilgiç, yeni paradigmaya paralel olarak her şeyin dönüşmesi, yeni KPI'ların ve proses döngülerinin oluşturulmasının gerektiğini ifade etti. Eski KPI'lar ve proses doğrularının ne kadar az dirençle değiştirilirse başarının da o kadar hızlı geleceğini kaydeden Bilgiç, benchmark değerlerinin AB'nin en iyi yüzde 10'unun sonuçlarını yansıtmasına rağmen, Türkiye'deki mevcut en iyi değerin bunun yaklaşık iki katı seviyesinde bulunmasının yapılabilirliğin bir kanıtı olduğunu söyledi.
Bilgiç, karbonsuzlaşma konusunda çok geç kalındığını, belirsizliklerin sürdüğünü ve ne yapılması gerektiğine ilişkin yeterli tartışmanın henüz yapılmadığını ifade ederek, en büyük zorluğun işverenlerden başlayarak sahadaki tüm kademelerde köklü bir dönüşümün gerçekleştirilmesi olacağını belirtti.
Karbonsuzlaşmanın yeni bir rekabet parametresi haline geldiğini vurgulayan Bilgiç, küresel fazla kapasitenin çelik sektörünü varoluşsal bir rekabetle karşı karşıya bıraktığı mevcut dönemde, zaten rekabet etmekte zorlanan üreticiler için çözümü mümkün ancak zorlu yeni sorunların gündemde olduğunu ifade etti.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı