Pekin'in hem ticaret politikaları hem de yeşil çelik stratejisi, Avustralya'nın en önemli ihracat kalemi olan demir cevheri sektöründe uzun vadeli dengeleri değiştirebilecek gelişmeler arasında gösteriliyor.
Dünyanın en büyük iki halka açık madencilik şirketi olan BHP ve Rio Tinto'nun yeni yönetimleri, Çin'in çelik üretimi ve demir cevheri tedarik zinciri üzerindeki etkisini artırmaya yönelik politikalarıyla karşı karşıya bulunuyor. Yaklaşık 214 milyar dolar piyasa değerine sahip BHP'nin yeni CEO'su Brandon Craig ile Rio Tinto CEO'su Simon Trott'un önündeki en önemli gündem maddelerinden birini Çin'in sektöre yönelik stratejileri oluşturuyor.
Avustralya ekonomisi açısından kritik öneme sahip demir cevheri sektöründe yıllık yaklaşık 900 milyon ton üretim yapılırken, bunun yaklaşık yüzde 70'i Çin'e ihraç ediliyor. Demir cevheri, 2025 yılında 121 milyar Avustralya doları (85 milyar ABD doları) ile ülkenin en büyük ihracat kalemi olmayı sürdürdü.
Çin sözleşme görüşmelerinde baskıyı artırıyor
Pekin yönetimi, 2022 yılında kurduğu Çin Maden Kaynakları Grubu aracılığıyla demir cevheri ithalatını merkezileştirerek yerli çelik üreticilerinin pazarlık gücünü artırmayı hedefliyor. Bu kapsamda şirketin, devam eden sözleşme görüşmeleri sırasında BHP ve Fortescue'nun bazı ürünlerinin alımını fiilen durdurmak gibi yöntemlere başvurduğu belirtiliyor.
Çin ayrıca ithalat işlemlerinde ödemelerin yuan cinsinden yapılmasını ve fiyatlamanın uluslararası endeksler yerine Çin referans fiyatlarına göre belirlenmesini talep ediyor
Pekin yönetiminin bu yaklaşımının temel nedenlerinden biri ise madencilik şirketleri ile çelik üreticileri arasındaki kârlılık farkı olarak gösteriliyor. BHP'nin demir cevheri faaliyetlerinde FAVÖK marjı yüzde 62 seviyesinde bulunurken, Rio Tinto ve Fortescue'da bu oran yüzde 50'nin üzerinde seyrediyor. Buna karşılık Çin'deki birçok çelik üreticisi ise zayıf piyasa koşulları ve aşırı kapasite nedeniyle kârlılıkta zorlanıyor.
Şimdilik bu baskının madencilik şirketlerinin finansal performansına belirgin bir etkisi görülmese de, yıllık olarak yenilenen sözleşmeler nedeniyle her müzakere döneminde fiyat baskısının artabileceği değerlendiriliyor.
Yeşil çelik dönüşümü demir cevheri talebini değiştirebilir
Çin, fiyat politikalarının yanı sıra çelik sektörünün karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yatırımlarını da hızlandırıyor. Çelik üretiminin büyük bölümü halen kömür bazlı yüksek fırınlarda gerçekleştirilirken, sektör küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 9'unu oluşturuyor.
Batılı ülkelerde yüksek maliyetler nedeniyle birçok yeşil hidrojen projesi ertelenirken veya küçültülürken, Çin son beş yıllık kalkınma planında yeşil hidrojeni stratejik sektör ilan etti. Rystad verilerine göre Çin'in geçen yıl yeşil hidrojen yatırımları 3,7 milyar dolara ulaşarak ABD'deki yatırım seviyesinin yaklaşık iki katına çıktı.
Bunun yanında Çin, çelik sektörünü emisyon ticaret sistemine dahil ederek kömür yoğun üretim yapan tesislerin karbon maliyetleriyle karşı karşıya kalmasını hedefliyor.
Yüksek tenörlü cevhere talep artabilir
Yeşil çelik üretiminde doğrudan indirgenmiş demir (DRI) süreçlerinin yaygınlaşması halinde daha yüksek demir tenörüne sahip cevherlere ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor. Mevcut teknolojiler en az yüzde 67 demir içeren cevherleri tercih ederken, Avustralya'da üretilen cevherlerin ortalama tenörü yaklaşık yüzde 62 seviyesinde bulunuyor. Fortescue'nun bazı cevherlerinde ise bu oran yüzde 60'ın altında kalıyor.
Buna karşılık Brezilya ile Rio Tinto'nun ortak geliştirdiği Gine'deki Simandou demir cevheri projesi daha yüksek kaliteli cevher sunabilecek kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor.
NeoSmelt projesi öne çıkıyor
Düşük tenörlü cevherlerin düşük karbonlu yöntemlerle değerlendirilebilmesi amacıyla BHP ve Rio Tinto, BlueScope Steel, Mitsui Iron Ore Development ve Woodside Energy ile birlikte NeoSmelt adlı pilot proje üzerinde çalışıyor. Projenin, düşük kaliteli cevherlerin düşük emisyonlu demire dönüştürülmesini sağlayacak teknolojilerin geliştirilmesini hedeflediği belirtiliyor.
Bununla birlikte bu teknolojilerin ticari ölçekte uygulanabilir hale getirilmesi sektörün önündeki en büyük zorluklardan biri olarak değerlendiriliyor.
Hurda çelik kullanımındaki artış talebi azaltabilir
Uzmanlara göre Çin'in elektrik ark ocaklı üretimi artırarak hurda çelik kullanımını yaygınlaştırması da demir cevheri talebini önemli ölçüde azaltabilir.
Bugün Çin'de geri dönüştürülmüş hurdadan üretilen çeliğin toplam üretimdeki payı yaklaşık yüzde 10 seviyesinde bulunurken, ABD'de bu oran yüzde 70'e ulaşıyor.
Çin'in hurda kullanım oranını yüzde 50 seviyesine çıkarması halinde yaklaşık 400 milyon ton birincil çelik üretiminin yerini hurda bazlı üretimin alabileceği, bunun da yıllık yaklaşık 640 milyon ton demir cevheri talebinin ortadan kalkması anlamına gelebileceği ifade ediliyor. Hindistan gibi büyüyen pazarlardaki talep artışının bu kaybı telafi etmekte yetersiz kalabileceği değerlendiriliyor.
Madenciler yeni büyüme alanlarına yöneliyor
Bu gelişmeler karşısında BHP, Rio Tinto ve Fortescue'nun karbonsuzlaşma yatırımlarını hızlandırması, Çinli çelik üreticileriyle iş birliklerini artırması ve faaliyetlerini çeşitlendirmesi bekleniyor.
BHP'de bakır, geçen yıl ilk kez demir cevherini geride bırakarak şirketin en büyük FAVÖK kaynağı haline gelirken, Rio Tinto ise lityum, bakır ve alüminyum yatırımlarını büyütmeye devam ediyor.
Analistler, Çin'in Avustralya'nın düşük maliyetli demir cevheri tedarikine kısa vadede ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmekle birlikte, yeşil çelik ve geri dönüşüm odaklı politikaların uzun vadede küresel demir cevheri ticaretinin yapısını önemli ölçüde değiştirebileceğine dikkat çekiyor.
Reuters
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı