Kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Vicky A. Mathur, şu anda SteelAsia’da Global Tedarik Zinciri ve Ticari İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısıyım. SteelAsia, Filipinler’in en büyük çelik üreticisidir.
Tüm ham madde stratejisini, uluslararası ticareti, yerel hurda tedarikini ve ayrıca inşaat demiri ihracatını yönetiyorum. Şu anda bunu beş faaliyet halindeki çelik tesisi üzerinden yürütüyorum ve bir genişleme sürecindeyiz. 2026’nın 4. çeyreğinde küçük ve orta profil haddehane devreye girecek, ardından 2027’de büyük profil haddehaneler ve 2028’de filmaşin haddehanesi gelecek. Genel olarak Filipinler’de sekiz çelik tesisi, dört EAF (elektrik ark ocağı) ve dört haddehane hedefliyoruz.
SteelAsia’da modelimiz birçok şirketten biraz farklıdır. Hurda ithal etmiyoruz; ülke genelindeki geniş bir hurda dükkanı ağı üzerinden tüm tedariki yerel olarak sağlıyoruz. EAF kullandığımız için demir cevheri veya yüksek fırın girdilerine bağımlı değiliz. Ana ithalatımız yarı mamuller olan kütük ve blumdur; bunları ağırlıklı olarak Çin’den, kısmen de Vietnam, Endonezya ve Japonya’dan tedarik ediyoruz.
“Fiyat pazarlığından ziyade ürün tahsisatı sağlayabilmek daha kritik “
Küresel tedarik zincirlerindeki son aksaklıklar ile Orta Doğu ve diğer bölgelerdeki çatışmalar çelik sektörünü nasıl etkiledi? Bu zorluklara karşı ne gibi önlemler alıyorsunuz?
Açık konuşmak gerekirse, şu anda gördüğümüz şey yalnızca bir “aksaklık” değil; piyasanın davranış biçimi değişmeye başladı.
Güneydoğu Asya perspektifinden bakıldığında, İran’daki durumun etkisi ve kritik deniz taşımacılığı rotalarına yönelik riskler piyasayı doğrudan etkiledi.
İlk hissedilen unsur navlun oldu. Daha önce Çin’den Filipin’in başkenti Manila’ya yaklaşık 15 USD/ton seviyesinde malzeme getirirken, kriz döneminde bu rakam 28 USD/tona kadar yükseldi. Şu anda bile yaklaşık 22 USD/ton seviyesinde seyrediyor. Özellikle yüksek hacimli alımlarda bu çok ciddi bir maliyet artışı anlamına geliyor. Ancak daha büyük sorun arz tarafındaydı.
Tayland ve Endonezya gibi ülkeler İran menşeli kütüğe büyük ölçüde bağımlıydı. Bu arzın ortadan kalkmasının ardından herkes neredeyse aynı anda Çin’e yöneldi. Bir anda Çinli üreticiler yoğun talep altında kaldı ve tahsisatlar son derece kısıtlı hale geldi.
Çin menşeli kütük fiyatları yaklaşık 450 USD/MT CFR seviyesinden zirvede 515 USD/MT CFR’nin üzerine çıktı ve şu anda yaklaşık 510 USD/MT CFR seviyelerinde bulunuyor.
İran menşeli kütük arzının Güneydoğu Asya pazarında ani şekilde kaybolması nedeniyle, Tayland ve Endonezya gibi ülkelerdeki alıcılar agresif biçimde Çinli üreticilere yöneldi. Bu durum tahsisat sıkıntılarına yol açarken teslim sürelerinin yaklaşık iki aydan neredeyse üç aya uzamasına neden oldu. Birçok durumda, fiyat pazarlığından ziyade ürün tahsisatı sağlayabilmek daha kritik hale geldi.
Bunun yanında, gemi bulunabilirliği de başlı başına büyük bir sorun haline geldi. Üreticilerden kütük tahsisatı alınsa bile, bölgedeki yüksek talep, artan bunker maliyetleri ve navlun piyasasındaki volatilite nedeniyle uygun gemi bulunabilirliği belirsizliğini korudu.
Durum adeta tek bir pasta varmış ve tüm Güneydoğu Asya aynı anda ondan pay almaya çalışıyormuş gibiydi.
Teslim süreleri de iki aydan neredeyse üç aya uzadı. Yani bugün sipariş verdiğinizde, sevkiyat için neredeyse tam bir çeyrek beklemeniz gerekiyor.
Aynı zamanda taşımacılık da öngörülemez hale geldi. Tahsisatınız hazır olsa ve satın almaya hazır olsanız bile, uygun bir gemi bulamayabiliyorsunuz. Birçok durumda gemiler, daha hızlı hareket eden ve daha hızlı taahhüt verebilen firmalara tahsis edildi.
Tedarikçiler ayrıca açık navlunlu FOB satışlarını daha fazla dayatmaya başladı. Bu da sevkiyat gerçekleşene kadar nihai maliyetinizin net olmaması anlamına geliyor. Buna yerel para birimlerindeki değer kaybı ve artan yakıt maliyetleri de eklendiğinde, toplam ithalat maliyetini kontrol etmek oldukça zorlaşıyor. Filipinler gibi pazarlarda ise tüm bu maliyetleri müşteriye yansıtmanız mümkün olmuyor.
Dolayısıyla aynı anda arz riski, fiyat riski, navlun riski ve kur riskini yönetmek zorunda kalıyorsunuz.
Bu süreci nasıl yönetiyorsunuz?
Bizim için birkaç unsur belirleyici oldu. İlk olarak ilişkiler. Böyle dönemlerde ilişkiler her şeydir. Güvence altına alabildiğimiz birçok malzeme yalnızca daha yüksek fiyat ödemeye hazır olmamızdan değil, uzun yıllardır çalıştığımız ve bize güvenen tedarikçilerin dar piyasada bize tahsisat desteği sağlamasından kaynaklandı.
İkinci olarak finansal esneklik. Sadece bankalar tarafında değil, tedarikçiler tarafında da. Tedarikçi kredileri ve açık hesap çalışma konusunda güçlü destek aldık. Bu sayede çok kısa bir süre içinde, yaklaşık iki hafta içerisinde, neredeyse üç aylık hammadde stokunu güvence altına alabildik.
Üçüncü olarak ise hızlı karar alma. Böyle dönemlerde uzun uzun analiz yapma lüksünüz olmuyor. Gecikirseniz yükü kaybediyorsunuz. Bu nedenle hızlı kararlar almak, tahsisatları güvence altına almak ve birçok durumda gemi organizasyonunu paralel şekilde yürütmek zorundaydık.
Böyle bir ortamda mesele mükemmel kararlar almak değil, zamanında kararlar alabilmektir.
Yeşil çelik ve elektrik ark ocakları projelerinizde karbon emisyonlarını azaltmak için hangi somut adımlar atıldı ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?
SteelAsia’da yaptığımız şeyin küresel ölçekte en “yeşil” çelik modellerden biri olduğuna inanıyorum.
Tamamen hurda bazlı üretim yapıyoruz ve bu hurda da yerel kaynaklıdır. Filipinler genelinde binlerce küçük tedarikçi ve hurda dükkânı üzerinden malzeme toplayarak bunu nihai çeliğe dönüştürüyoruz. Yani sadece çelik üretmiyoruz, aynı zamanda döngüsel bir ekonomi inşa ediyoruz.
EAF kullandığımız için demir cevheri, kok veya kömüre bağımlı değiliz. Bu da emisyonları önemli ölçüde azaltıyor.
Calaca tesisimizde, Singapore CARES SS560 sertifikasına göre karbon emisyonumuz ton başına yaklaşık 0.28 ton CO₂ seviyesinde. Bu, küresel standartlara göre oldukça düşük bir değer.
Ayrıca jeotermal enerji kullanıyoruz; bu da karbon ayak izimizi daha da azaltıyor.
Bunun yanında DNV tarafından sertifikalandırıldık ve Moody’s tarafından en üst ESG derecelendirmelerini aldık.
Gelecekte hedefimiz basit. Bu modeli tüm yeni tesislerimize yaymak. İnşa ettiğimiz her yeni tesis aynı düşük emisyonlu, hurda bazlı üretim felsefesini takip edecek.
Bizim için sürdürülebilirlik sonradan eklenen bir unsur değil; zaten iş modelimizin içinde yer alıyor.
"Bu piyasada yavaş olmak en büyük dezavantaj"
Çelik sektöründe tedarik zinciri planlamasında en çok hangi kriterleri önceliklendiriyorsunuz ve kriz dönemlerinde sürekliliği nasıl sağlıyorsunuz?
Son yıllarda öncelikler oldukça değişti. Eskiden maliyet her zaman ana odaktı. Şimdi ise ilk öncelik tedarik güvenliği. Ardından ilişkiler geliyor. Çünkü sıkı piyasalarda tedarik en yüksek fiyat verene değil, en güvenilir alıcıya gider.
Sonrasında finansal güç geliyor. Fırsat geldiğinde hızlı ölçeklenemezseniz onu kaçırırsınız. Lojistik de artık kritik hale geldi. Navlun sadece bir maliyet değil, tesisinizi düzgün çalıştırıp çalıştıramayacağınızı belirleyen bir faktör. Ve son olarak hız. Bu piyasada yavaş olmak en büyük dezavantaj.
Sürekliliği sağlamak için bazı temel prensipler uyguluyoruz. Bunlar çoklu tedarik seçenekleri ve erken rezervasyon. 2–3 aylık tampon stok tutma ve satın alma, lojistik ve finans ekipleri arasında çok yakın koordinasyon. Sonuçta günümüz tedarik zinciri, problem ortaya çıkmadan önce hazırlıklı olmakla ilgili.
ASEAN, MENA, AB, MEA, Kanada, ABD ve Avustralya gibi farklı pazarlarda faaliyet gösteriyorsunuz. Bu farklı pazarlarda başarı için hangi kritik faktörleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Her pazar farklı davranır, ancak bazı şeyler değişmez. Ticaret akışlarının nasıl değiştiğini anlamalısınız. Örneğin İran’da olan bir gelişme Güneydoğu Asya’daki fiyatları ve arzı doğrudan etkileyebilir.
Ayrıca özellikle AB gibi karbon düzenlemelerinin sıkılaştığı pazarlarda regülasyonları takip etmeniz gerekir. Ama her şeyden önce ilişkiler önemlidir. Çelik hâlâ ilişki odaklı bir iştir. İnsanlar size güvenirse iş yapmak çok daha kolay olur.
Güvenilirlik de çok önemlidir. Müşteriler tutarlılık ister: doğru mal, doğru zaman ve sürpriz olmadan teslimat. Ve elbette hız. Piyasalar hızlı hareket eder ve sizin daha hızlı hareket etmeniz gerekir.
Çelik üretimi ve tedarik süreçlerinde dijitalleşmenin rolünü nasıl görüyorsunuz? Şirketiniz bu alanda hangi yenilikçi çözümleri uyguluyor?
Dijitalleşme giderek daha önemli hale geliyor, özellikle görünürlük ve karar alma açısından. Sevkiyatları takip etme, tedariki izleme ve Çin vadeli işlemleri ile navlun trendleri gibi piyasa bilgilerini kullanarak kararları yönlendirme konusunda çalışmalar yapıyoruz.
Aynı zamanda tedarik zinciri, üretim ve hurda ekosistemi boyunca yapay zekâ entegrasyonunu da araştırıyoruz. Ancak bu süreç devam ediyor çünkü Filipinler basit bir operasyon ortamı değil: 7.000’den fazla ada, yoğun ada içi lojistik ve yılda 20–25 tayfun.
Bu yüzden kurulan sistemin çok sağlam ve pratik olması gerekiyor. Sadece teknoloji değil, sahada çalışması da şart.
Çelik sektörü her geçen yıl daha karmaşık hale geliyor. Jeopolitik gelişmeler, tedarik zinciri kesintileri ve sürdürülebilirlik aynı anda etkili oluyor. Bu ortamda başarılı olacak şirketler; esnek kalabilen, hızlı karar alabilen ve değer zinciri boyunca güçlü ilişkiler kurabilen şirketler olacaktır. Gerçek avantaj bugün burada yatıyor.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı