Bilgiç, konuşmasına Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın artık teorik bir belirsizlik olmaktan çıkarak 2026 itibarıyla doğrudan parasal etkisi olan bir ticari gerçekliğe dönüştüğünü vurgulayarak başladı. Bu sürecin yalnızca bürokratik bir düzenleme değil, fosil yakıtlara dayalı yaklaşık 300 yıllık sanayi düzeninden çıkışı ifade eden küresel bir dönüşüm olduğunu belirtti.
Türk sanayisinde uzun süre bu sürecin “dış baskı” veya “ertelenebilir bir engel” olarak algılandığını ifade eden Bilgiç, gelinen noktada bunun kaçınılmaz bir ekolojik ve ekonomik zorunluluk olduğunu söyledi. Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun kritik eşik olan 450 ppm seviyesine yalnızca 3-4 yıl uzaklıkta olduğuna dikkat çekerek, iklim krizinin artık ölçülebilir ve ciddi bir risk haline geldiğini dile getirdi.
Çelik sektörüne ilişkin değerlendirmelerinde Avrupa Birliği’nin açıkladığı varsayılan emisyon değerlerinin üreticileri kendi verilerini doğrulamaya yönlendirmek amacıyla yüksek tutulduğunu ifade eden Bilgiç, asıl riskin ise AB’de en iyi %10’luk üreticilerin ortalamasına dayanan referans değerler olduğunu vurguladı. Bu değerlerin Türkiye’deki mevcut üretim seviyelerinin oldukça altında kaldığını belirten Bilgiç, rekabet açısından ciddi baskı oluşabileceğini söyledi.
Bilgiç ayrıca, 2027-2028 döneminde elektrik tüketiminden kaynaklanan emisyonların da (Kapsam 2) maliyet hesaplamalarına dahil edilmesiyle SKDM maliyetlerinin 4-5 kat artabileceği uyarısında bulundu.
Türkiye’nin yapısal dezavantajlarına da değinen Bilgiç, elektrik üretiminde kömüre bağımlılığın ve yüksek şebeke emisyon faktörünün özellikle ark ocaklı üreticiler açısından önemli bir sorun olduğunu ifade etti. Hurda kullanımının tek başına çözüm olmadığını, hem miktar hem kalite açısından sınırlamalar bulunduğunu belirten Bilgiç, gelecekte Türkiye’nin doğrudan indirgenmiş demir (DRI) ithalatına daha bağımlı hale gelebileceğini öngördü.
Dönüşüm sürecine ilişkin önerilerde bulunan Bilgiç, karbonsuzlaşmanın yalnızca yeni ve pahalı teknolojilere yatırım yapmak anlamına gelmediğini vurguladı. Karbon ayak izinin büyük ölçüde tüketimle ilişkili olduğunu belirten Bilgiç, yalın üretim, dijitalleşme ve verimlilik artışı gibi yönetimsel dönüşümlerin en az teknolojik yatırımlar kadar önemli olduğunu ifade etti.
Hidrojen kullanımına da değinen Bilgiç, bu teknolojinin çelik üretiminde önemli bir potansiyel taşıdığını ancak mevcut elektrik fiyatlarıyla rekabetçi olmadığını söyledi. Elektrik maliyetlerinin megawatt saat başına 80-90 dolar seviyesinde olduğu mevcut koşullarda hidrojenin uygulanabilirliğinin sınırlı olduğunu belirten Bilgiç, bu modelin sürdürülebilir olabilmesi için fiyatların 20 doların altına gerilemesi gerektiğini dile getirdi.
Bilgiç, karbonsuzlaşmanın artık yalnızca bir düzenleme değil, yeni dönemde verimlilik ve rekabetin temel belirleyicisi haline geldiğini vurgulayarak, dönüşüm sürecinde geç kalmanın hem ekonomik hem de çevresel açıdan ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Sürecin yüzeysel yaklaşımlarla değil, kapsamlı ve metodolojik bir bakış açısıyla yönetilmesi gerektiğini ifade ederek sözlerini tamamladı.
Webinar, soru-cevap bölümüyle sona erdi.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı