İran demir çelik sektörü hakkında SteelRadar’a açıklamalarda bulunan Çelik Analisti
“Son yıllarda, özellikle İran’ın merkezinde yer aldığı Orta Doğu’daki çelik endüstrisi, bölgenin endüstriyel ve jeopolitik gelişiminin önemli sütunlarından biri haline geldi. İran’da 55 milyon ton kapasiteye doğru ilerleme ve bölgedeki diğer ülkelerde kapasitelerdeki önemli artış, bu endüstrinin Orta Doğu’daki önemini ve özel konumunu göstermektedir. İran’daki uygun demir cevheri rezervlerinin varlığı, güçlü madencilik kapasitesi ve bölgedeki çoğu ülkedeki enerji girdileri (elektrik ve gaz), Orta Doğu ülkeleri arasında çelik endüstrisinin büyümesi ve gelişmesi için elverişli koşullar yaratmıştır. Bu endüstrinin ana oyuncularından biri olan İran, büyük fırsatların yanı sıra çok sayıda yapısal kısıtlamayla da karşı karşıya kalmıştır.” ifadelerini kullandı.
İran’ın küresel çelik endüstrisindeki konumuna ilişkin değerlendirmede bulunan Aligholizadeh, İran’ın şu anda dünyanın en büyük 10 çelik üreticisi arasında yer aldığını, Dünya Çelik Birliği’nin istatistiklerine göre 2022–2025 yılları arasında İran’ın çelik üretiminin 30 ila 32 milyon ton aralığında seyrettiğini ve ülkenin dünyada onuncu sıradaki yerini koruduğunu belirtti. 2025 yılında İran’ın çelik üretiminin yeniden 32 milyon tonu aştığını ifade eden Aligholizadeh, bu büyümenin İran çelik endüstrisinin ciddi enerji kısıtlamalarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleştiğini söyledi. Bu kısıtlamaların aşılmasında çelik şirketlerinin elektrik altyapısına yaptığı yatırımlar, enerji santrallerinin inşası ve enerji öz yeterliliğine doğru ilerlemenin etkili olduğunu kaydetti. Son yıllardaki elektrik kesintilerinin ülkedeki büyük çelik birimlerini göreceli enerji bağımsızlığına yönlendirdiğini ve bunun 32,1 milyon ton ham çelik üretimine geri dönüşle sonuçlandığını ifade etti. İran’ın 2025 yılında 39 milyon tona ulaşarak dünyanın ikinci büyük DRI üreticisi konumuna geldiğini de belirtti. Ham çelik üretiminde %84’ten fazlasının ark fırını (EAF), %8’inin indüksiyon fırını (IAF) ve %8’inin yüksek fırın (BF) yöntemiyle üretildiğini söyleyen Aligholizadeh, çelik üretim hatlarının modernize edilmesine yönelik planlarla birlikte gelecekte yeşil çelik üretimine geçiş sürecinin daha belirgin hale geleceğini ifade etti.
İç tüketime ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aligholizadeh, üretim ve kapasite artışına rağmen kişi başına çelik tüketiminin İran’da görece sabit kaldığını, bunun temel nedeninin özellikle inşaat ve altyapı projelerindeki durgunluk olduğunu söyledi. Dünya ortalamasının kişi başına yaklaşık 235 kilogram çelik tüketimi olduğunu, İran’da ise bu rakamın 2024 yılında 224 kilogram seviyesinde bulunduğunu belirtti. Yaz ve kış dönemlerinde enerji arzında yaşanan sorunların üretim tesislerinde aksamalara yol açtığını ve bunun kapasite kullanım oranını doğrudan etkilediğini ifade etti.
Savaşa rağmen üretim istikrarlı hale geldi
Savaşın İran çelik endüstrisine etkilerine de değinen Aligholizadeh, 2025–2026 döneminde İran’ın iki aşamalı askeri çatışmaya sahne olduğunu, ilk aşamanın 13–24 Haziran 2025 tarihleri arasında gerçekleşen İsrail saldırısı, ikinci aşamanın ise 28 Şubat–8 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleşen ABD saldırısı olduğunu söyledi. Bu saldırıların Mobarakeh Çelik Fabrikası ve Khuzestan Çelik Kompleksi’ne zarar verdiğini belirtti. ABD’nin altyapıya saldırmadığı yönündeki açıklamalarına rağmen İran petrokimya ve çelik sektörlerinin hedef alındığını ifade etti. Bu sürecin Suriye ve Irak’taki önceki çatışmalara benzer şekilde “hızlı saldırı, kademeli zayıflatma ve nihai kontrol” doktriniyle ilerlediğini söyledi. İran’ın askeri kabiliyetleri ve Hürmüz Boğazı’nın stratejik avantajı ile karşılık verdiğini ifade eden Aligholizadeh, saldırıların operasyonel riskleri artırmasına rağmen üretimin kısa sürede yeniden istikrarlı hale geldiğini belirtti. Bununla birlikte iki ana çelik üretim tesisinin zarar görmesinin sektöre etkileri olduğunu ve bunun hem iç pazarda sorunlara hem de bölgesel tedarik zincirinde aksamalara yol açabileceğini ifade etti.
Likidite ve ihracat sorunlarına da değinen Aligholizadeh, savaş ve savaş sonrası koşullarda en büyük sorunlardan birinin likidite eksikliği olduğunu, enerji, hammadde ve ulaşım maliyetlerindeki artış ile bankacılık ve finansal kısıtlamaların birçok üretim biriminde işletme sermayesi sorunları yarattığını söyledi. Kişi başına tüketim ile kapasite artışı arasındaki dengesizliğin ihracat üzerinde baskı oluşturduğunu, devam eden savaşın çelik ürünleri ticaretinde satışları düşürdüğünü ve bunun özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri etkilediğini ifade etti. İran’ın çelik üretiminin yaklaşık %30’unun ihracata bağlı olduğunu, ancak uluslararası yaptırımlar, bankacılık kısıtlamaları, nakliye sigorta maliyetleri (Savaş Riski Primi) ve döviz dönüşü sorunlarının ihracatı zorlaştırdığını belirtti. Birçok şirketin dolaylı ticaret yolları kullanmak zorunda kaldığını ve bunun maliyetleri artırarak rekabet gücünü düşürdüğünü söyledi.
Küresel enerji ve emtia ticaretinin en önemli rotalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın İran çelik ihracatında kilit rol oynadığını ifade eden Aligholizadeh, bu boğazın kesintiye uğramasının ihracat maliyetlerini artıracağını ve yalnızca İran için değil tüm bölge için ticaret akışını durdurabileceğini belirtti. Hammadde ve ekipman ithalatının da bundan etkileneceğini ifade etti. Körfez bölgesindeki gelişmelerin, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin ekonomik altyapısındaki değişimlerin İran’ın çelik piyasasını etkilediğini söyleyen Aligholizadeh, bazı pazarlarda oluşan boşlukların İran için fırsat yaratabileceğini belirtti.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı