Nicholas, 2018’den bu yana koşulların önemli ölçüde değiştiğini belirterek, kömür faaliyetlerinin “spin-off” yoluyla saf kömür şirketlerine aktarılmasının küresel emisyonları azaltmayacağı gibi, aksine artırma riski taşıdığına dikkat çekti.
Analizde, Rio Tinto’nun 2018 yılında kömür varlıklarından tamamen çıkmış olmasına rağmen, Glencore ile tam bir birleşmenin şirketi yeniden kömür sektörüne sokacağı hatırlatıldı. Piyasada bir yandan birleşme sonrası kömür işinin ayrıştırılabileceği, diğer yandan ise Rio’nun Glencore’un özellikle bakır varlıklarına erişim sağlamak amacıyla kömür faaliyetlerini bünyesinde tutmaya açık olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bu durumun, özellikle kömür yatırımlarına izin vermeyen politika ve kriterlere sahip bazı Rio yatırımcıları açısından sorun yaratabileceği ifade ediliyor.
Nicholas, Glencore’un kömür portföyünün ağırlıklı olarak termal kömürden oluştuğunu, bunun da yatırımcılar açısından hassasiyet yarattığını vurguluyor. 2018’de kömürden çıkışların sorumlu bir adım olarak görüldüğünü ancak günümüzde bu yaklaşımın etkisinin sorgulandığını belirten Nicholas, kömür varlıklarının el değiştirmesinin emisyonları ortadan kaldırmadığını, sadece farklı bilançolara taşıdığını ifade ediyor.
Analizde, BHP’nin 2022 yılında Mt Arthur termal kömür madenini satmak yerine kontrollü biçimde kapatma kararı almasının, bazı yatırımcılar tarafından “gerçek dünyada karbon etkisi açısından daha doğru” bir yaklaşım olarak değerlendirildiği hatırlatılıyor. Buna karşın, büyük madencilerin kömür varlıklarını saf kömür şirketlerine devretmesinin, yeni kapasite yatırımlarını teşvik edebileceği ve emisyon yönetimine daha az odaklanılmasına yol açabileceği belirtiliyor.
IEEFA’ya göre, Glencore’un 2024’te kömür varlıklarını ayırma olasılığı gündeme geldiğinde de benzer riskler öne çıkmıştı. Kuruluş, kömür varlıklarının saf oyunculara devrinin, yeni maden açma iştahını artırabileceği ve emisyonlara yönelik sorumluluğu zayıflatabileceği uyarısında bulunmuştu. O dönemde bazı Glencore yatırımcıları da, hızlı bir şekilde varlık satmanın en iyi sonucu doğurmayacağını, bunun yerine kontrollü bir küçülme ve aşamalı çıkış planlarının gerekli olduğunu savunmuştu.
Nicholas, saf kömür şirketlerinin uzun vadeli kömür talebine ilişkin daha iyimser projeksiyonlar sunduğunu, buna karşın Güney Kore’nin 2040’a kadar termal kömür tüketimini sonlandırma kararı gibi gelişmelerin, kömürün geleceğine dair tabloyu zorlaştırdığını belirtiyor. Metalurjik kömür için de uzun vadeli görünümün giderek daha fazla baskı altında olduğu ifade ediliyor.
Analizde, daha küçük ve tek ürüne bağımlı kömür şirketlerinin metan emisyonlarıyla mücadele veya maden kapatma sonrası rehabilitasyon maliyetlerini karşılamada zorlanabileceği de vurgulanıyor. Bu nedenle IEEFA, olası bir Rio Tinto–Glencore birleşmesi durumunda en sorumlu yaklaşımın, kömür madenlerinin elde tutulması, yeni kapasite yatırımlarının durdurulması, mevcut operasyonların kontrollü şekilde küçültülmesi ve etkin rehabilitasyon süreçlerinin yürütülmesi olduğunu belirtiyor.
Simon Nicholas’a göre, kömüre stratejik olarak bağımlı olmayan bir sahiplik yapısı, emisyonların özellikle de Kapsam 3 emisyonlarının azaltılmasına daha fazla odaklanabilir. Analizde son olarak, Rio Tinto yatırımcılarının politika ve yatırım kriterlerinin, bu daha sorumlu geçiş yaklaşımına imkân tanıyacak şekilde değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı