Kuruluşun değerlendirmesine göre, Hindistan’daki çelik üreticilerinin karbon emisyon yoğunluğu, kapsam 1 ve 2 emisyonlar dahil olmak üzere ton başına yaklaşık 2,5 ton CO₂ seviyesinde bulunuyor. Bu oran, yüksek fırın–temel oksijen fırını (BF-BOF) yöntemi için küresel ortalamanın yaklaşık yüzde 12 üzerinde yer alıyor.
Hindistan Hükümeti’nin Aralık 2024’te Ulusal Yeşil Çelik Misyonu kapsamında Yeşil Çelik Taksonomisi’ni uygulamaya koyması, “yeşil” olarak nitelendirilecek çelik türlerini kademeli emisyon eşikleriyle tanımlaması açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak ICRA, Hintli birincil üreticilerin büyük bölümünün halen bu yeşil aralığın üst sınırının dahi oldukça üzerinde yer aldığını ve bu durumun önemli bir karbonsuzlaşma açığına işaret ettiğini vurguluyor.
ICRA Kurumsal Sektör Derecelendirmeleri Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Grup Başkanı Girishkumar Kadam, Hindistan’da 2030-31 dönemine kadar planlanan yaklaşık 80–85 milyon tonluk kapasite artışının büyük ölçüde kömür bazlı BF-BOF yoluna dayanacağını belirtti. Kadam’a göre, bu üretim yolunun toplam içindeki payı mevcut yaklaşık yüzde 45 seviyesinden 2030-31’e kadar yaklaşık yüzde 51’e yükselecek ve bu durum orta vadede yüksek karbon yoğunluğunun devam edeceğine işaret edecek. Bu nedenle, yerli çelik sektöründe kısa vadeli karbonsuzlaşmanın esas olarak operasyonel verimlilik artışları ve yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaşmasıyla sağlanması bekleniyor. ICRA tahminlerine göre, bu adımlar sayesinde 2029-30’a kadar emisyon yoğunluğunda yaklaşık yüzde 19’luk bir düşüş yaşanacak ve sektör ortalaması on yılın sonuna doğru yaklaşık 2,0 ton CO₂/ton seviyesine gerileyecek. Bu azalmanın büyük bölümünün yenilenebilir enerji entegrasyonu ve süreç optimizasyonlarından kaynaklanacağı öngörülüyor.
Raporda, Hindistan’daki çelik üreticileri tarafından fosil yakıt bazlı elektriğin yerine geçmek üzere yaklaşık 9 gigawattlık yenilenebilir enerji kapasitesinin halihazırda duyurulduğuna dikkat çekiliyor. Sadece yeşil enerjiye geçişin, BF-BOF tabanlı tesislerde emisyonları yaklaşık yüzde 13, DRI tabanlı üretim ünitelerinde ise yüzde 22’ye kadar azaltabileceği belirtiliyor. Ayrıca fırınlarda daha yüksek hurda kullanımının, atık ısı geri kazanımı gibi enerji verimliliği önlemlerinin ve demir cevheri zenginleştirme gibi operasyonel iyileştirmelerin ton başına CO₂ emisyonlarını daha da düşürmesi bekleniyor. Buna karşın, çok daha düşük karbon ayak izine sahip hurda bazlı elektrik ark ocağı (EAF) kapasitesinin, Hindistan’da hurda bulunabilirliğinin sınırlı olması nedeniyle kısıtlı kalmaya devam edeceği ifade ediliyor.
ICRA değerlendirmesinde, yeşil hidrojen maliyetlerinin de önemli bir engel oluşturduğu vurgulanıyor. Orta vadede hidrojen bazlı DRI-EAF yolunun yaygınlaşmasının, yeşil hidrojenin yüksek maliyeti nedeniyle sınırlı kalacağı belirtiliyor. Kuruluşa göre, DRI-EAF yöntemiyle üretimde başabaş noktasına ulaşabilmek için yeşil hidrojenin kilogram başına maliyetinin mevcut 3 doların üzerindeki seviyelerden yaklaşık 1,5–1,6 dolar aralığına düşmesi gerekiyor. Bu seviyelerin yakın ve orta vadede ulaşılabilir görünmemesi, büyük ölçekli yeşil çelik kapasite artışının da orta vadede sınırlı kalacağına işaret ediyor.
Raporda, 2030 sonrasında ise Hindistan’da yeşil çelik talebinin hızlanmasının beklendiği belirtiliyor. Bu artışın, sıkılaşan ESG uyum normları, otomotiv, altyapı ve sermaye malları gibi büyük son kullanıcı sektörlerinin tedarik zincirlerini karbondan arındırma çabaları ve politika destekleriyle şekillenmesi öngörülüyor. ICRA’ya göre, Hindistan’ın yeşil çelik hedefi küresel eğilimlerle stratejik olarak uyumlu olsa da, kısa vadede gerçekleşecek bir dönüşümden ziyade uzun vadeli bir hedef niteliği taşıyor ve sürecin hızını ile ölçeğini ekonomi, teknoloji hazırlığı ve politika desteği belirleyecek.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı