Birçok ülke ve sektör açısından rekabet endişelerini beraberinde getiren anlaşmanın, özellikle demir-çelik sektörü üzerindeki etkileri piyasalar tarafından yakından takip ediliyor.
Dünyanın en büyük pazarlarından biri olan Avrupa Birliği ile Hindistan arasındaki bu yeni ticaret düzenlemesinin, AB ile yoğun ticaret yapan ülkeler için risk mi yoksa fırsat mı yaratacağı tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Küresel jeopolitik gerilimlerin arttığı ve ekonomik belirsizliklerin derinleştiği bir dönemde taraflar arasındaki bu anlaşma, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ilişkilerin de güçlendirilmesini hedefliyor. Yaklaşık 2 milyarlık nüfusu ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın dörtte birine yakınını temsil eden bu dev pazar, hem Avrupa hem de Hindistan açısından stratejik önem taşıyor.
AB ve Hindistan’ın bugüne kadar imzaladığı en büyük ticaret anlaşması olma özelliğini taşıyan düzenleme, tarifelerin yüzde 90’ından fazlasının kaldırılmasını öngörürken, AB’nin Hindistan’a yıllık ihracatının iki katına çıkması bekleniyor. Anlaşma aynı zamanda Avrupa standartlarının korunmasını, sürdürülebilir ticaretin teşvik edilmesini ve fikri mülkiyet haklarının güçlendirilmesini amaçlıyor.
Hindistan’ın çelik üretimi küresel ölçekte büyük olsa da, mevcut kapasite büyük ölçüde iç talebi karşılamaya yönelmiş durumda ve bu durum ülkenin ihracat esnekliğini sınırlıyor. Anlaşma Hindistan’a gümrük tarafında avantaj sağlasa da, düşük elektrik ark ocağı (EAF) oranı ve yüksek karbon yoğunluğu nedeniyle CBAM kaynaklı maliyetlerin bu avantajı önemli ölçüde sınırlaması bekleniyor.
AB’nin temel hedefi, Çin’e olan bağımlılığı azaltırken yeşil regülasyon çizgisinden sapmamak; ancak Hindistan, yeşil çelik dönüşümü açısından henüz bu stratejiyle tam uyumlu bir noktada değil. Anlaşma yalnızca sanayi ürünlerini değil; tarım, gıda ve çeşitli tüketim ürünlerini de kapsayarak ticaretin çok daha geniş bir alanını kapsıyor.
Hindistan’ın Çin’in boşluğunu kısmen doldurması, Türkiye için belirli ürün gruplarında pazar payı kaybı riski yaratabilir ancak Hindistan, Vietnam, Endonezya ve MENA ülkeleri birlikte değerlendirildiğinde, üretim yapısı, lojistik avantaj ve regülasyon uyumu açısından Türkiye’nin görece daha güçlü bir pozisyonda kalmaya devam ettiği ön görülebilir.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı