14.079,97 TRY BIST 100 BIST 100
53,58 EUR EUR EUR
47,01 USD USD USD
6,97 CNY CNY CNY
0,13 CNY CNY/EUR CNY/EUR
41,24 TRY Faiz Faiz
84,54 USD Petrol(brent) Petrol(brent)
6,38 USD Bakır(lb) Bakır(lb)
86,08 USD Gümüş(ons) Gümüş(ons)
100,45 USD (CME) 62% Fe (CME) 62% Fe
380,00 USD Gemi Söküm Gemi Söküm
6.089,00 TRY Altın(gr) Altın(gr)
100,00 USD Demir Cevheri 61% Fe Demir Cevheri 61% Fe

Uğur Cengiz: "Önümüzdeki dönemde sektörün başarısını değişime uyum hızı belirleyecek"

Bilecik Demir Çelik Genel Müdürü Uğur Cengiz, Avrupa Birliği'nin 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe giren yeni çelik kota düzenlemesinin tek başına sektörün temel sorunu olmadığını, asıl meselenin Türk çelik sektörünün rekabet gücü ve yapısal dönüşüm ihtiyacı olduğunu söyledi. AB'nin yeni kota sistemi, "ergit ve dök" uygulaması, SKDM, yüksek ithalat, hammadde temini, sektörün rekabet gücü ve 2026 yılının ikinci yarısına ilişkin beklentileri SteelRadar'a değerlendiren Cengiz, sektörün başarısının dış gelişmelerden ziyade değişen koşullara uyum sağlama hızına bağlı olacağını vurguladı.

Uğur Cengiz: "Önümüzdeki dönemde sektörün başarısını değişime uyum hızı belirleyecek"

AB’nin 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe giren yeni kota düzenlemesinin, Türkiye’nin çelik ihracatında yaklaşık 3,5 milyon tonluk bir kayba yol açabileceği değerlendiriliyor. Siz bu öngörüye katılıyor musunuz? Düzenlemenin Türk çelik sektörü üzerindeki olası etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB'nin 1 Temmuz 2026'dan itibaren yürürlüğe koyduğu yeni kota düzenlemesi, nihai mamul çelik ithalatını 18,3 milyon ton ile sınırlandırmıştır. Bu sınırlama, 2025 yılına göre yaklaşık %37 oranında bir ithalat kısıtlaması anlamına gelmektedir. Kota aşımı durumunda uygulanacak vergi oranı ise %25'ten %50'ye çıkarılmıştır. Türkiye, yaklaşık 6 milyon ton ile 2025 yılında AB çelik ithalatının %16'sını karşılayan ülke konumundaydı. Yeni kota ve diğer uygulamalarla birlikte Türkiye'ye ayrılan kota 4,2 milyon tona inmiştir. Ancak yürürlüğe girecek "ergit ve dök" uygulaması kapsamında ithal slab ve kütük kullanımının dikkate alınması nedeniyle Türkiye'nin fiilen kullanabileceği kota yaklaşık 2,5-2,7 milyon ton seviyesinde kalmaktadır. Sektörün AB'ye ihracatında 3,5 milyon tonluk kayıp yaşanacağı yönündeki söylemlerin temelinde de bu rakamlar bulunmaktadır.

Öncelikle kota aşımı vergisinin %25'ten %50'ye çıkarılmasının pratikte çok büyük bir anlamı yoktur. Zira hiçbir üreticinin %25 kota aşım vergisini ödemeyi göze alacağını düşünmüyorum. Eğer böyle bir durum söz konusuysa, sektörün sorunları tahmin ettiğimizden çok daha ciddi demektir.

AB'nin toplam üretiminin yaklaşık %20'sine denk gelen bir miktarı ithalat sınırı olarak belirlemesi son derece doğal değil midir? Her ülkenin, bizim gibi tüketimin %48'ine varan ithalata izin vermesini mi bekliyoruz? Bu önlemin garip karşılanması asıl garip olan durumdur.

“Hem ülke olarak hem de üreticiler olarak gerekli dönüşümü gerçekleştirmeliyiz”

Avrupa pazarında devreye giren yeni ticaret önlemleri ve "ergit ve dök" uygulamasıyla birlikte sektörün gündeminde hangi yapısal sorunlar öne çıkıyor? Bu sorunların çözümü için öncelikli olarak hangi alanlara odaklanılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bu örnek de göstermektedir ki asıl önemli konumuz, ülkemiz çelik sektörünün yaşadığı rekabet sorunudur. Ülkemize tahsis edilen kotanın yaklaşık %40'ını ithal slab ve kütük nedeniyle kullanamıyoruz. Bunun temel nedeni, çelik üretim maliyetinde slab ve kütük tedarikçisi ülkelerle rekabet edemememiz ve yassı çelik üretimi için gerekli düşük iz elementli slab üretimindeki yetersizliklerimizdir. Mevcut ithal hurdanın hem maliyeti hem de kalitesi nedeniyle üretim maliyetimiz ve ürün çeşitliliğimiz sınırlanmaktadır. Bu durum, sektörümüzün uzun süredir kabullenmek zorunda kaldığı temel sorunlardan biridir.

Bu sorunun bir diğer yansıması ise özellikle yassı ürün ithalatıdır. Ülkemiz 2025 yılında 18,9 milyon ton çelik ithal etmiş, bunun yaklaşık 9,5 milyon tonunu yassı ürünler oluşturmuştur. Yaklaşık 28 milyon tonluk yassı üretim kapasitesine rağmen üretim ancak 15 milyon ton seviyesinde gerçekleşmiştir. Burada kendimize şu soruyu sormamız gerekir: En büyük pazarımız olan AB'ye ihracatımızın 3,5 milyon ton azalması mı daha önemlidir, yoksa kendi iç pazarımızda 18,9 milyon ton çelik ithal etmek zorunda kalmamız mı? Asıl üzerinde durulması gereken konu budur. Nedenlerini doğru analiz edip bu olumsuz tabloyu fırsata dönüştürmenin yollarını aramalıyız.

AB'ye ihracatın düşmesi, ülkemize yapılan ithalatın çok yüksek seviyelere ulaşması, tüketimimizin %48'inin ithalatla karşılanması, şimdilik AB ile sınırlı görünen "ergit ve dök" uygulaması, SKDM ve karbonsuzlaşma yükümlülüklerinin giderek büyümesi, çelik hammaddesi tedariki ve kalite sorunu, kapasite kullanım oranlarımız gibi başlıklar sektörümüzün temel yapısal sorunlarını oluşturmaktadır. Sorunlarımızı konuşmadan yalnızca güçlü yönlerimizi öne çıkarmak yerine, doğru soruları sormamız, gerçekçi olmamız ve geleceği doğru okumamız gerekmektedir.

Kapasite, ölçek, ürün çeşitliliği, karbon dönüşümü, verimlilik, olağanüstü seviyelere ulaşan dolaylı ve dolaysız vergiler, finansman maliyetleri, hammadde yeterliliği, maliyet yapımız ve yönetim anlayışımızı daha fazla tartışmalı; hem ülke olarak hem de üreticiler olarak gerekli dönüşümü gerçekleştirmeliyiz. Değişen dünya koşulları, farklı şartlar için yapılandırılmış sektörümüzü zorlamakta ve dönüşmeye mecbur bırakmaktadır. Bunu yapmadığımız sürece gündemimiz sadece "dış güçlerin oyunları" söyleminden ibaret kalacaktır.

2026 yılının ikinci yarısına ilişkin beklentileriniz nelerdir? İç pazar, ihracat, hammadde maliyetleri ve talep dinamikleri açısından sektörü nasıl bir dönem bekliyor?

2026 yılının ikinci yarısında genel görünümün mevcut tablodan çok farklı olacağını düşünmüyorum. Hem üretim hem de pazar açısından önemli bir değişiklik öngörmüyorum. Ancak sektörümüzün artık yeni bir döneme girmesi ve yeni bir hikâye yazması gerektiği, mevcut rakamlar ve yaşadığımız sorunlarla açıkça ortaya çıkmıştır.

Son olarak şunu da ifade etmek isterim; bugün yaşadığımız sorunların önemli bir kısmı dış gelişmelerin değil, yıllardır ertelenen yapısal dönüşüm ihtiyacının sonucudur. Dünyada rekabet artık yalnızca tonajla veya kapasiteyle ölçülmüyor. Rekabet; düşük karbonlu üretim, verimlilik, teknoloji, finansal dayanıklılık ve doğru ürün stratejisiyle belirleniyor. Korumacılık tedbirlerini eleştirmek kolaydır, ancak asıl mesele bu tedbirlerin uygulanacağı bir dünyaya ne kadar hazır olduğumuzdur. Türk çelik sektörü bilgi birikimi, üretim kültürü ve sanayi altyapısıyla bu dönüşümü başarabilecek güce sahiptir. Önemli olan, günü kurtaran refleksler yerine geleceği inşa edecek cesur ve gerçekçi adımları bugünden atabilmektir. Önümüzdeki dönemde sektörün başarısını, dış koşullar değil; değişime uyum sağlama hızı belirleyecektir.

  

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı

Bu içeriğe sadece +plus aboneler erişebilir.

Piyasalara dair düşüncelerinizi paylaşmak ve daha fazla yoruma ulaşmak için hemen ABONE OLUN!
ABONE OLUN Zaten bir hesabınız varsa Oturum Açın

En çok okunan haberler

Özbekistan, 839 milyon dolarlık ilk sıcak haddelenmiş çelik üretim kompleksini devreye aldı

16 Temmuz 2026 Perşembe

UK Steel, British Steel'in kamulaştırılmasını memnuniyetle karşıladı

16 Temmuz 2026 Perşembe

Özyaşar Tel'in ABD'deki bağlı ortaklığı ilk satışını gerçekleştirdi

16 Temmuz 2026 Perşembe

Burak Kocaer, Kocaer Servis Merkezi Genel Müdür Yardımcısı oldu

16 Temmuz 2026 Perşembe
İzleme Listesi
Genişlet
İzleme listeniz boş

Favori emtialarınızı hızlı erişim için ekleyin ve son fiyat değişim haberlerini kaçırmayın.


Takip ettiğiniz haber kategorisi bulunmuyor
Bildirim Tercihlerini Düzenle
E-Bülten Aboneliği
En güncel haberleri ve günlük demir fiyatlarını e-posta ve sms olarak almak için kayıt olun.
Şimdi Plus Abonesi Olun!
3 gün ücretsiz deneyin!
Şimdi Abone Olun
Tarafsız Fiyatlar
Haberdar Olun
İl Demir Fiyatları
Yorumlar ve Analizler
Şimdi Abone Olun