Gürsoy, 2025 yılının yüksek belirsizlikler, artan maliyetler ve küresel korumacılığın belirginleştiği bir dönem olarak geride bırakıldığını vurgularken, 2026 yılına ilişkin risklerin ise daha da derinleştiğine dikkat çekti.
Finansmana erişim zorlaştı, öngörülebilirlik kayboldu
Gürsoy, 2025’in; dünyanın iyi şeylere hazırlanmadığı, dalga boylarının son derece yükseldiği, belirsizliklerle dolu bir ortamda yol alınmaya çalışılan, kolay kazanımların ortadan kalktığı, hayallerle gerçeklerin giderek ayrıştığı bir yıl olduğunu ifade etti. Finansmana erişimin zorlaştığını, dış kaynak imkanlarının azaldığını belirten Gürsoy, yarın neyle karşılaşılacağının öngörülemediği bu ortamda sağlıklı bütçeler yapmanın ve uzun vadeli öngörülerde bulunmanın neredeyse imkânsız hale geldiğini dile getirdi. Jeopolitik risklerin arttığını, korunma önlemlerinin ve buna bağlı ticaret savaşlarının daha yıpratıcı bir boyut kazandığını vurgulayan Gürsoy, sürdürülebilirliğin ise hiç olmadığı kadar ön plana çıktığını söyledi.
Sektör kendi stratejilerini sorgulamak zorunda
Bu koşullar altında sektörün kendi stratejilerini sorgulaması gerektiğini ifade eden Gürsoy, “Doğru olan ne, işe yarayan ne, önemli olan ne?” sorularının yeterince sorulup sorulmadığının tartışılması gerektiğini belirtti. Mevcut şartlarda yalnızca gözü kara olmanın yeterli olmadığının deneyimlenerek görüldüğünü ifade eden Gürsoy, endüstriyel devrimlerin önemli bir bölümünün kaçırıldığına dikkat çekti. Dünya trendleriyle uyum, bölgesel ve küresel marka olma, dönüşüm ve yenilenmenin hızla gerçekleştirilebilmesi için uygun finansman modellerinin ne ölçüde oluşturulabildiğinin sorgulanması gerektiğini vurguladı.
İnsan kaynağı ve fırsat eşitliği vurgusu
İnsan kaynağının sektörün geleceği açısından kritik önemde olduğunu belirten Gürsoy, özellikle gençler ve kadınlar için fırsat eşitliğinin sağlanmasının hayati olduğunu ifade etti. Umudu olmayanın hayal kuramayacağını vurgulayan Gürsoy, sektörün geleceğinin bu hayaller üzerine inşa edileceğini söyledi.
Büyüme anlayışı değişti, çevre ve enerji öne çıktı
2025 yılının aynı zamanda ekonomik bakış açısında önemli bir değişime işaret ettiğini belirten Gürsoy, büyüme odaklı anlayıştan çevre ve enerji verimliliğinin ön plana çıktığı bir sürece geçildiğini ifade etti. Enerji yoğun büyüyen bir ülke olan Türkiye için öngörülebilirliğin çok daha kritik hale geldiğini dile getiren Gürsoy, iklim krizinin sürdürülebilirliğin en önemli unsuru olduğuna dikkat çekti. Gürsoy, 2025’in Türkiye’nin doğaya, insana ve topluma daha iyi bir gelecek sağlama yolunda önemli adımlar attığı bir yıl olduğunu, bu süreçte kültürel dönüşüm ve şeffaflığın öneminin göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.
Yüksek maliyetler rekabet gücünü zayıflattı
Tüm bu gelişmelerin sektör üzerindeki etkilerine değinen Gürsoy, 2025 yılında yüksek üretim maliyetleri nedeniyle rekabetçi fiyatlar verilemediğini ve bu nedenle ihracat pazarlarının başta Çin olmak üzere başka ülkelere kaptırılmaya devam edildiğini söyledi. İç pazarda ise Avrupa Birliği ve ABD’ye yönelik ihracatın korunma önlemleriyle kısıtlanmasının, arz baskısını artırarak yıpratıcı bir rekabet ortamı yarattığını ifade etti. Başabaş maliyetlerle veya bıçak sırtı kârlarla üretimin büyük bir özveriyle sürdürüldüğünü belirten Gürsoy, ürün fiyatlarını belirleyen temel unsurun maliyetlerden ziyade düşen talep ve artan arz olduğunun bir kez daha görüldüğünü dile getirdi.
Yeni yatırımlar beklentileri karşılayamadı
Otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinin beklentilerine uygun üretim yapabilme kapasitesine sahip, yüksek yatırım maliyetli yeni tesislerin ise olumsuz piyasa koşulları nedeniyle beklentileri karşılayamadığını belirten Gürsoy, bu tesislerin hem iç piyasada sıkıştığını hem de artan düşük fiyatlı ithalatla mücadele etmek zorunda kaldığını söyledi.
DİR değişiklikleri sektörde endişe yarattı
Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’ya yönelik risklere değinen Gürsoy, Dahilde İşleme Rejimi’nde (DİR) yapılan değişikliklerin sektörde ciddi endişe yarattığını ifade etti. Yeni düzenlemeyle DİİB sürelerinin kısaltıldığını ve ihracatta kullanılacak ürünlerin üretiminde en az yüzde 25 yurt içi alım şartı getirildiğini hatırlatan Gürsoy, bu uygulamanın yerli sıcak sac üreticilerini memnun ederken, başta soğuk haddeleme, kaplamalı sac ve boru üreticileri olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkilediğini vurguladı.
Yassı çelik ihracatının yüzde 45’i risk altında
Çelik sektörünün yalnızca sıvı çelik üretiminden ibaret olmadığını belirten Gürsoy, sıvı çeliğin uzun bir değer zincirinin başlangıcı olduğunu ancak tamamını oluşturmadığını söyledi. Söz konusu düzenlemeden en fazla etkilenecek sektörün soğuk haddeleme ve kaplamalı sac üretimi olduğunu belirten Gürsoy, bu sektörün yassı çelik ihracatının yüzde 45’ini oluşturduğunu ve 2,1 milyar dolarlık ihracatla sanayinin temel taşlarından biri konumunda bulunduğunu ifade etti.
Boru sektöründe maliyet artışı yıkıcı olabilir
Boru üreticilerinin ise Türkiye’de 7,5 milyon ton kapasiteye ve 2 milyar dolarlık ihracata sahip olduğunu, bu alanda dünyanın en büyük dördüncü üreticisi konumunda yer aldığını hatırlatan Gürsoy, DİR’deki uygulama değişikliğinin bu sektörlerin rekabet avantajını doğrudan riske attığını söyledi. Gürsoy, bu sektörlerde yassı çeliğin nihai ürün maliyetinin yüzde 60–80’ini oluşturduğunu ve en küçük maliyet artışının bile yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.
Belge süreleri zinciri kilitleyebilir
DİR düzenlemesinin devam etmesi halinde belge sürelerinin 6 ayla sınırlandırılmasının üretim–tedarik–ihracat zincirini işlemez hale getireceğini belirten Gürsoy, yüzde 25 yurt içi alım zorunluluğunun arz-talep dengesizliği ve maliyet artışına yol açacağını, ihracatta düşüşe, döviz gelirlerinde kayıplara ve katma değer ile istihdamın azalmasına neden olacağını ifade etti.
Metal sektörü genelgesi eleştirisi
Gürsoy, 17 Eylül 2025 tarihli metal sektörü genelgesiyle demir veya alaşımsız çelikten slab (GTİP 7207) ve sıcak haddelenmiş rulo sacın (GTİP 7208) girdi olarak kullanıldığı DİİB’lerde yüzde 25 asgari yurt içi alım şartı getirilmesinin, düzenlemenin yalnızca bu iki ürünle sınırlı kalması nedeniyle sektör genelinde hedeflenen etkinin sağlanmasını zorlaştıracağını söyledi. Etkinin daha adil ve kapsayıcı olabilmesi için bu zorunluluğun soğuk haddelenmiş, galvanizli ve boyalı sac ürünlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
DİR’li ithalat–ihracat dengesi uyarısı
DİR’li ithalatın toplam ithalatın yalnızca yüzde 10’unu, DİR’li ihracatın ise toplam ihracatın yüzde 40’ını oluşturduğunu belirten Gürsoy, DİR’li çelik ithalatının toplam ithalat içindeki payının sadece yüzde 2 olduğuna dikkat çekti. Gürsoy, ithalatta yüzde 10’luk bir alanı hedefleyen bir yaklaşımın, ihracat tarafında yüzde 40’lık negatif etki yaratabileceği uyarısında bulundu.
Anti-damping soruşturması beklentisi
2025 yılında yakından takip edilen bir diğer önemli gelişmenin ise SOGAD tarafından Güney Kore ve Çin menşeli soğuk, galvanizli ve boyalı sac ithalatına yönelik başlatılan anti-damping soruşturması olduğunu belirten Gürsoy, soruşturmanın bir an önce sonuçlandırılmasının büyük önem taşıdığını söyledi.
CBAM ile yeni mali yük dönemi
1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (CBAM) sektörde yeni bir mali yükümlülük dönemi başlattığını ifade eden Gürsoy, CBAM’ın yalnızca nihai ürünü değil tüm üretim zincirini etkilediğini vurguladı. Doğrulanabilir emisyon verisi sunabilen üreticilerin rekabet avantajı elde edeceğini, sunamayanların ise pazar kaybı riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti.
AB’nin yeni koruma önlemleri ihracatı tehdit ediyor
Avrupa Komisyonu’nun çelik ithalatına yönelik yeni ve daha sıkı koruma önlemleri tekliflerine de değinen Gürsoy, bu düzenlemelerin serbest ticareti fiilen imkânsız hale getirebileceğini ve Türk çelik sektörü için ihracat kanallarını kapatabileceğini söyledi.
2026 için daha zorlu bir tablo
Değerlendirmesinin sonunda Gürsoy, küresel arz fazlasının giderek büyüdüğü bir ortamda, zorlu geçen 2025’in ardından sektör için daha da zorlu bir 2026’nın kapıda olduğunu belirterek, tüm üreticilerin emeklerinin karşılığını aldığı, sağlıklı ve huzurlu bir yıl temennisinde bulundu.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı