Paslanmaz Çelik Sanayi Derneği (PASSAD) tarafından düzenlenen “Paslanmaz Çelik Sektöründe Yeşil Dönüşüm ve Rekabet Gücü: SKDM, Standartlar ve Üretim Kapasitesi” başlıklı toplantının ilk oturumu, Ankara Sanayi Odası ev sahipliğinde gerçekleştirildi.
“Yeşil Dönüşüm Sürecinde Paslanmaz Çelik: SKDM, Sürdürülebilirlik ve Kamu Politikaları” başlıklı ilk oturumun moderatörlüğünü PASSAD Yönetim Kurulu Danışmanı Dr. Erol Metin üstlendi. Oturumda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Metal Sanayi ve Kritik Malzemeler Daire Başkanı Ahmet Türkaraslan, Cronimet Türkiye Genel Müdürü Arif Çağrı Özer ve Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Kübra Akben konuşmacı olarak yer aldı.
Toplantıda yapılan değerlendirmeler, paslanmaz çelik sektöründe yeşil dönüşümün artık bir tercih değil; maliyet, rekabet ve pazar erişimi açısından belirleyici bir zorunluluk haline geldiğini ortaya koydu.
“Yeşil dönüşüm artık geleceğin değil, bugünün meselesi”
T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Metal Sanayi ve Kritik Malzemeler Daire Başkanı Ahmet Türkaraslan, konuşmasında artık “yeşil dönüşüm geliyor” denilen dönemin geride kaldığını vurgulayarak, 1 Ocak 2026 itibarıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) mali yükümlülük boyutuyla devreye girdiğini hatırlattı.
Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemesinin artık istatistiksel bir raporlama süreci değil, bilançolarda somut bir maliyet kalemi haline geldiğini belirten Türkaraslan, Türk çelik sektörünün 2025 yılını üretim artışıyla kapattığını ve Almanya’yı geride bırakarak Avrupa’nın en büyük üreticisi, dünyanın ise yedinci büyük çelik üreticisi konumuna yükseldiğini ifade etti. Bu performansı sektörün krizlere karşı bağışıklığının ve operasyonel çevikliğinin göstergesi olarak değerlendirdi.
Bakanlık tarafından hazırlanan Demir-Çelik Sektörü Düşük Karbonlu Yol Haritası’nın sektör için hayati bir pusula niteliğinde olduğunu belirten Türkaraslan, özellikle LCP (Low Carbon Pathway – Düşük Karbonlu Yol Haritası) senaryosunun optimize edilmiş bir model olarak öne çıktığını söyledi. Nihai hedefin 2053 net sıfır emisyon olduğunu hatırlatan Türkaraslan, bu hedefe ulaşmak için yeşil hidrojen ve karbon yakalama teknolojilerinin tam entegrasyonunun zorunlu olduğunu kaydetti.
LCP senaryosunun hayata geçmesi için 2053’e kadar toplam 31,4 milyar dolar yatırım gerektiğini açıklayan Türkaraslan, bu finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaşma Yatırım Platformu’nun (TIDIP) devreye alındığını ve platformun 5 milyar euroluk kaynağı harekete geçirmeyi hedeflediğini aktardı.
“Varsayılan emisyon değerleriyle değil, kendi verimizle yarışmalıyız”
Türkaraslan, SKDM kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından belirlenen varsayılan emisyon değerlerinin her tesisin gerçek performansını yansıtmayabileceğini vurguladı. Özellikle elektrik ark ocaklı (EAF) tesislerin düşük karbonlu üretim avantajlarını doğru veriyle belgelememesi halinde, sistemin daha yüksek varsayılan değerler üzerinden işlem yapacağını belirtti.
Elektrik ark ocağında 0,6–0,7 ton emisyonla üretim yapan bir tesisin, raporlama ve doğrulama yapmadığı takdirde 2,3 tonluk varsayılan değer üzerinden hesaplamaya tabi tutulabileceğini ifade eden Türkaraslan, bunun karbon maliyetinde ciddi farklar yaratacağını ve dar kâr marjlarıyla çalışan sektör için önemli bir rekabet dezavantajı doğuracağını söyledi.
Bu nedenle veri toplama, izleme, raporlama ve doğrulama altyapısının uluslararası standartlara uygun şekilde güçlendirilmesinin hayati önemde olduğunu dile getirdi.
Paslanmaz çeliğin savunma sanayinden enerjiye, medikalden otomotive kadar pek çok kritik sektör için vazgeçilmez bir girdi olduğunu belirten Türkaraslan, Türkiye’de paslanmaz çelik sektörünün yaklaşık 5 milyar dolar ekonomik büyüklüğe ve yıllık 450.000 ton civarında tüketim hacmine sahip olduğunu, ancak mevcut ihtiyacın önemli bölümünün ithalatla karşılandığını söyledi. 2026 ve sonrasında temel hedefin, bu kritik girdinin küresel tedarik zinciri kırılmalarından etkilenmeyecek şekilde güvenli ve sürdürülebilir biçimde sanayiciye ulaştırılması olduğunu ifade etti.
Cronimet: “Sürdürülebilir olan aynı zamanda ekonomiktir”
Cronimet Türkiye Genel Müdürü Arif Çağrı Özer ise sürdürülebilirliği hem sektör perspektifinden hem de Avrupa merkezli bir şirketin bakış açısından değerlendirdi.
Paslanmaz çeliğin en büyük avantajının geri dönüşüm kabiliyeti olduğunu belirten Özer, 1900’lerin başında icat edilen bu malzemenin, sürdürülebilirlik kavramı henüz ortada yokken bile döngüsel ekonomiye katkı sunduğunu söyledi.
Cronimet olarak sürdürülebilirliği “sorumluluk alanı” ve “ekonomik alan” olmak üzere iki ana başlıkta ele aldıklarını belirten Özer, bu iki alanın kesişiminde gerçek sürdürülebilirliğin ortaya çıktığını ifade etti. Karbon vergisinin önemli bir maliyet unsuru olduğunu ancak sürdürülebilirliğin yalnızca karbonla sınırlı olmadığını; etik değerler, insan hakları, çalışan hakları ve sürdürülebilir tedarik zincirinin de bütüncül yaklaşımın parçası olduğunu vurguladı.
Almanya merkezli bir metal ticaret ve geri dönüşüm şirketi olarak yılda yaklaşık 1,5 milyon ton paslanmaz çeliği üreticilere ham madde olarak tedarik ettiklerini aktaran Özer, tedarik zincirinin en alt basamağında yer aldıkları için karbon ayak izi ve şeffaflık konusunda yoğun sorgulamayla karşılaştıklarını söyledi.
CBAM sürecinde Avrupa Konseyi çalışma gruplarına aktif katılım sağladıklarını belirten Özer, karbon ölçümünün şeffaf, ölçülebilir ve izlenebilir olması gerektiğinin altını çizdi. EcoVadis gibi sistemlerin Scope 1, Scope 2 ve Scope 3 emisyonlarını kapsayacak şekilde şirketleri değerlendirdiğini aktaran Özer, Cronimet’in 2024’te gönüllü olarak ölçümlerini tamamladığını ve 2025’te ilk global sürdürülebilirlik raporunu yayımladığını kaydetti.
2034 ve 2050 hedefleri doğrultusunda karbon ayak izini büyük oranda sıfıra yaklaştırmayı hedeflediklerini belirten Özer, sürdürülebilirliğin artık bir trend değil, şirketlerin varoluş şartı haline geldiğini ifade etti.
Paris Anlaşması’ndan Türkiye’nin İklim Kanunu’na
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Kübra Akben ise küresel iklim rejiminin çerçevesini çizdi. Paris Anlaşması’nın 2016’da yürürlüğe girdiğini, Türkiye’nin ise 2021’de onayladığını hatırlatan Akben, 2053 net sıfır emisyon hedefinin bu çerçevede açıklandığını belirtti.
Paris Anlaşması’nın karbon emisyonunu çevresel bir sorun olmaktan çıkarıp ticari bir parametreye dönüştürdüğünü vurgulayan Akben, Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamında her 1 ton CO₂ eşdeğeri için izin zorunluluğu bulunduğunu ve bu sistemin karbon piyasası yarattığını anlattı.
AB’nin iç piyasadaki karbon maliyetini dengelemek amacıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı devreye aldığını belirten Akben, Türkiye ihracatının %40’tan fazlasının AB’ye yapıldığını ve bu nedenle karbon maliyetlerinin doğrudan Türkiye’yi etkilediğini söyledi.
2025 Temmuz ayında yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu ile Türkiye’nin ulusal karbon piyasası oluşturmayı hedeflediğini ifade eden Akben, yıllık 500.000 ton CO₂ eşdeğeri ve üzeri emisyona sahip tesislerin Emisyon Ticaret Sistemi kapsamına gireceğini, emisyon izni almanın, izleme, raporlama ve doğrulama yapmanın zorunlu olduğunu belirtti.
Başlangıçta ücretsiz tahsisatların ağırlıklı olacağını, ancak 2028’den itibaren ücretsiz tahsisatların kademeli olarak azaltılacağını aktaran Akben, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın (TSRS) devreye alındığını ve belirli eşik kriterleri sağlayan firmalar için raporlamanın zorunlu olacağını kaydetti.
AB’nin ESRS düzenlemesinin ise değer zincirinin tamamını kapsadığını, Scope 3 dahil tüm süreçlerin izlenmesini zorunlu kıldığını ifade eden Akben, uyum sağlayamayan şirketlerin para cezaları, tazminat yükümlülüğü ve AB pazarına erişim kaybı riskiyle karşı karşıya kalabileceğini söyledi.
Toplantının ilk oturumu, paslanmaz çelik sektöründe yeşil dönüşümün yalnızca çevresel bir gündem değil; yatırım, finansman, veri yönetimi ve küresel rekabet başlığı altında çok boyutlu bir dönüşüm süreci olduğunu ortaya koyarak sona erdi.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı