Küresel çelik üretim ve tüketiminin sürekli olarak ve özellikle son 30-40 yıldır kendine özgü dönemsel sorunlar ile 2008 gibi küresel krizler dışında büyük bir sıçrama ile hep arttığını belirten Muammer Bilgiç, Çin, Türkiye, Güney Kore, Vietnam ve Hindistan gibi ülkeler için çelik üretiminde büyümenin 1990 ile 2026 arasında sırasıyla 15, 4, 3, 246 ve 15 kat arttığını kaydetti. Ancak 2019 sonrasında küresel büyüme eğiliminde değişiklikler görülmeye başlandığına dikkat çeken Bilgiç, ciddi büyüklükteki fazla kapasite ve hammadde piyasası ile ilgili arz sıkıntılarının artık daha fazla dillendirilmeye başlandığını ifade etti.
"Türkiye’de 2021 Yılındaki Üretim Zirve Olarak Kalabilir"
Ülkemizde çelik sektöründe son 40 yılın en temel ekonomik argümanı ve performans kriteri olan sürekli büyümenin hala tartışmasız bir doğru olarak kabul edildiğini vurgulayan Bilgiç, somut bir kriz algısının sıklıkla dillendirilmesine rağmen, kriz ile üretim miktarı ilişkisinin henüz tartışılmaya başlamadığını aktardı. Kamu ve sektör temsilcilerinin 2050 yılı çelik üretim öngörüsünün 60 milyon ton civarında olduğunu belirten Bilgiç, oysa muhtemelen 2021 yılındaki üretimin bir zirve olarak kalacağını öngördü. Farklı bir dünyaya doğru evrildiğimizin işaretlerinin görüldüğünü ancak çelik endüstrimizin temel argümanları açısından değişimin henüz gündemde olmadığını ifade eden Bilgiç, geleceği öngörmenin özellikle yatırım kararları açısından çok yaşamsal olduğunun altını çizdi.
"Hindistan ve Afrika Dışında Büyüme Dönemi Bitmiştir"
Yaşananları okumaya çalışarak yapısal dinamikleri paylaşan Bilgiç, küresel olarak çelikte Hindistan ve Afrika dışında büyüme döneminin bittiğini ifade etti. 2019 sonrasında sıklaşmaya başlayan küresel üretim düşmesine ait örneklerin artacağını dile getiren Bilgiç, bazı ülkelerdeki artışın diğer ülkelerdeki toplam düşüşten fazla olamayacağını ve genel eğilim olarak düşüşün devam edecek gibi göründüğünü belirtti. Çelik endüstrisinin kuşkusuz sanayileşmenin ve uygarlığın temeli olduğunu söyleyen Bilgiç, çelik tüketiminde yapı çeliğinin payının ülkeden ülkeye değişmekle birlikte toplamın %30-50’si arasında yer aldığını, kalanın ise ülkelerin tercihlerine göre değiştiğini aktardı. Yapı çeliği ile şehirleşme ve genç nüfus ilişkisinin, Türkiye’de yapı çeliğinin tüketimdeki payının uzun süre %60'larda seyretmesine neden olduğunu hatırlatan Bilgiç, ancak ülkemizde de yapı çeliği tüketiminin düşmeye ve diğer endüstriyel tüketimin artmaya başladığına dikkat çekerek yüksek düzeyde yapı çeliği tüketimi ve bu talebe dayalı çelik üretiminin sürdürülebilir olmadığını vurguladı.
"Sadece Çelik Kullanımına Dayalı Büyüme Orta Teknoloji Tuzağıdır"
Sanayi amaçlı çelik tüketiminin ülkelerin sanayileşme düzeylerinin göstergesi olduğunu ve ağırlıklı olarak mühendislik çeliği ile yassı çelik tüketimine dayandığını belirten Muammer Bilgiç, Türkiye'nin özellikle son 10-15 yılda bu doğrultuda önemli adımlar attığını ifade etti. Sanayi amaçlı yüksek çelik tüketiminde Avrupa, Güney Kore ve Japonya'nın özel örnekler olduğunu kaydeden Bilgiç, çelik temelli sanayileşmenin yüksek kişi başına gelirin kaynağı olması gibi bir 20. yüzyıl gerçeğinin, sanayileşmenin belirli bir aşamasından sonra değişmeye başladığını; bilgi ve diğer teknolojilerdeki gelişmelerin yüksek kişi başı gelirin itici gücü olmaya başladığını aktardı. Bu gerçek ve diğer faktörlerin özellikle gelişmiş ülkelerde çelik tüketiminin düşmesine neden olduğunu belirten Bilgiç; AB, Japonya ve ABD'de çelik tüketiminin son 25 yılda %30 oranında, Güney Kore'de ise son 10 yılda %15 düştüğünü ve düşme eğiliminin devam ettiğini bildirdi. Draghi’nin AB’nin rekabet gücünü neden kaybettiğine ilişkin raporunda sadece çelik kullanımına dayalı büyümenin orta teknoloji tuzağı olarak tanımlandığına atıfta bulunan Bilgiç, sanayileşen ve orta gelir tuzağından çıkmaya çalışan Türkiye için de benzer eğilimin kaçınılmaz olduğunu söyledi.
"2050 Yılında Küresel Çelik Tüketimi 1.6 Milyar Tona Düşecek"
Sektörde döngüselliğin giderek yaygınlaştığını ve bu dönüşümün beklenen doğal sonucu olarak her türlü tüketimin düşeceğini ifade eden Bilgiç, döngüsellik nedenli tüketim azalmasına ilişkin tahminleri paylaştı. Şimdilerdeki 1.8 milyar tonluk tüketimin 2050'de 2.2 milyar tona ulaşacağı iddialarının tersine, rakamın 1.6 milyar tonlara düşeceğini öngören Bilgiç, döngüselliğin sadece atıkların geri dönüşümünü değil, ekodizayn, ömür artışı, daha nitelikli ürünler ile yeniden kullanım gibi birçok tüketim azaltıcı unsuru içerdiğini belirtti. Son 20-30 yılda küresel büyümenin motoru olan Çin'in, çelikte büyüme döneminin bittiği ve küçülmenin başlayacağı tespitini devlet politikası haline getiren ilk ülke olduğunu vurgulayan Bilgiç, Çin'deki uygulamaya göre üretim artışının olmaması kuralına ilaveten, eğer bir tesis yenilemesi söz konusu olursa, her 1 ton yeni kapasite artışı karşılığında 1.5 ton eski kapasitenin devreden çıkarılması uygulamasının devreye girdiğini aktardı. Bilgiç, yeni dönüşüm yatırımlarında kapasite azaltma eğiliminin, AB’de BOF rotasından EAF’lere geçişi programlayan büyük üreticiler için de söz konusu olduğunu ekledi.
"Yatırım Yapanlara Yeni Dünyanın Doğrularını Hatırlatmak Gerekir"
Emisyon yoğunluğunu azaltan teknolojik gelişmelerin net sıfır hedefleri için yeterli olmadığını savunan Muammer Bilgiç, tüketim ve kaynak kullanım düzeyimizde değişim olmadığı sürece karbon emisyonu artışını durdurmanın mümkün olmayacağını ifade etti. Eskiye ait üretim, büyüme ve tüketim doğrularının bırakılması ve yeninin genelleşmesinin mutlaka gelgitler halinde olacağını belirten Bilgiç, bir süre tüketim ve üretim bir zirve platosunda yatay seyretse bile düşüşün kaçınılmaz olduğunu kaydetti. Miktarsal büyüklüğün tek doğru olmadığını, değer üretiminin sadece tonajın sonucu olmadığını dile getiren Bilgiç, verimlilik artışının getirisinin miktarsal büyümenin antitezi olduğunu vurguladı. Tüketime dayalı verimsiz rakamsal büyümenin refahın tek yolu olmadığını ve dünyamızdaki yaşamsal sorunun nedeni olduğunu söyleyen Bilgiç, ağırlıklı yapı çeliği temelli üretim yapılanmamızın dünyadaki bu değişimden etkileneceğini, yüksek çelik tüketimimizin ise gerekli ürün cinsi dönüşümünü gerçekleştirmek koşulu ile sektörün geleceği açısından büyük fırsat barındırdığını belirtti.
Bilgiç, sektörün geleceğine yön veren yeni parametreleri açıklayarak sözlerini şöyle tamamladı:
"Verimlilik artış potansiyeli, yalın yönetim, ölçek ekonomisi, malzeme ve enerjide döngüsellik, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik yeni doğrulardır. Aynı ürünler için yeni kapasite yatırımı yapanlara, yatırımlarının çok farklı bir dünyada çalışacağını, yaşanan dönüşümün özgünlüğünü ve yeni dünyanın tek doğrusunun üretim miktarı olmadığını hatırlatmak gerekir."
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı