Orta Doğu’daki gerilimin sıcak çatışmaya dönüşmesi, küresel enerji lojistiğinde taşları yerinden oynatıyor. S&P Global Platts ve Commodities At Sea verilerinden elde edilen son rakamlar, Suudi Arabistan’ın ham petrol ihracatında "B Planı" olarak bilinen Yanbu Limanı’nın artık ana merkez haline geldiğini gösteriyor. Şubat ayı sonunda günlük 2-4 milyon varil bandında seyreden Yanbu’daki yüklemeler, Mart ayı ortasından itibaren agresif bir yükseliş trendine girdi. Özellikle 20 Mart sonrası ivme kazanan sevkiyatlar, 25 Mart civarında 8 milyon varilin üzerine çıkarak tarihi bir zirveyi test etti. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın devre dışı kalmasıyla birlikte Suudi Arabistan’ın tüm ihracat yükünü Kızıldeniz hattına kaydırdığının en somut kanıtı.
Normal şartlarda günlük ortalama 100 bin varil gibi sembolik rakamlarla çalışan Yanbu Limanı'nın Mart ayında milyonlarca varillik bir hacme ulaşması, jeopolitik bir zorunluluğun sonucu. Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik riskleri, Suudi yönetimini "çıkış kapısı" olarak Kızıldeniz kıyısındaki bu stratejik noktaya mecbur bıraktı. Ancak bu durum, madalyonun diğer yüzündeki riskleri de beraberinde getiriyor.
Suudi ihracatının Yanbu üzerinden akması, tüm bu devasa hacmin Babülmendep Boğazı’ndan geçmek zorunda olduğu anlamına geliyor. Husilerin Kızıldeniz’deki etkinliği ve geçtiğimiz günlerde gemilere yönelik artan saldırıları göz önüne alındığında, enerji piyasaları şu soruyu soruyor: Hürmüz’den kaçan petrol, Babülmendep kıskacına mı takılacak?
Sadece ham petrol değil; jet yakıtı ve dizel ithalatının da savaşın başından beri kaydedilememiş olması, bölgedeki lojistik felcin derinliğini gösteriyor. Eğer Babülmendep hattında güvenli geçiş garanti edilemezse, LNG’den tarımsal emtiaya kadar uzanan küresel bir tedarik krizi kaçınılmaz hale gelecektir. Şu anki tabloda Yanbu, Suudi ekonomisi için bir "nefes borusu" olsa da, Kızıldeniz'in militarize olması bu borunun her an tıkanabileceği sinyalini veriyor.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı