2026 yılının ilk yarısında Hindistan çelik sektörünün performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yılın geri kalanında üretim, tüketim ve fiyatlara ilişkin beklentileriniz nelerdir?
2026 yılının ilk altı ayında Hindistan yaklaşık 86 milyon ton nihai çelik üretti ve tüketti. Bu miktar, Çin dışında herhangi bir ülkenin yıllık çelik üretiminden daha yüksektir. 2026 yılının ilk yarısında (H1 2026), Hindistan'ın nihai çelik üretimi geçen yılın aynı dönemine göre %9,5, nihai çelik tüketimi ise %9,7 arttı. Bunlar son derece yüksek büyüme oranlarıdır. Üretim ve tüketimde kaydedilen bu güçlü tek haneli büyüme, Hindistan'ı küresel çelik sektöründe öne çıkan tek pazar haline getiriyor.
Bu durum, Hindistan'ın dünyanın ikinci büyük çelik üreticisi ve ikinci büyük çelik tüketicisi olması açısından ayrıca önem taşıyor. Daha somut ifade etmek gerekirse, Hindistan 2026'nın ilk yarısında 2025'in aynı dönemine kıyasla 7,4 milyon ton daha fazla çelik üretirken, tüketimini de 7,7 milyon ton artırdı. Üstelik bu geçici bir durum değil, devam eden bir eğilim. Pandemi sonrasında Hindistan her yıl ortalama 12-15 milyon ton ilave çelik üretip tüketiyor. Benzer büyüme oranları yalnızca Çin'de görülse de, Hindistan'ın büyüme hikâyesini farklı kılan unsur, büyümenin tamamen piyasa dinamiklerinden kaynaklanması ve nihai çelik üretiminin %86'dan fazlasının özel sektör tarafından gerçekleştirilmesidir.
2026 yılının ikinci yarısında da üretim ve tüketimde benzer, ya da bir miktar daha düşük, büyüme bekleniyor. Bu görünüm, son dört yıldır devam eden büyüme eğilimiyle uyumlu olup en az önümüzdeki dört yıl boyunca da sürmesi beklenen bir tabloyu yansıtıyor. Genel olarak, 2026 takvim yılı sonunda hem nihai çelik üretiminin hem de nihai çelik tüketiminin yaklaşık %9,4-%9,5 oranında artacağını öngörüyoruz.
Bununla birlikte, çelik fiyatları her yıl 12-15 milyon ton artan güçlü ve sürdürülebilir talebi tam anlamıyla yansıtmıyor. Bunun temel nedeni, kapasite artışları ile üretimin, yani arzın da aynı dönemde sürekli olarak yükselmesidir. Dolayısıyla piyasada hiçbir zaman talebin arzı belirgin şekilde aştığı bir denge oluşmadı. Ayrıca kapasite yatırımları genellikle toplu şekilde devreye alındığı için arz da benzer şekilde bir anda artıyor. Bu nedenle pandemi sonrasında Hindistan çelik piyasası hafif arz fazlası ile sıkı piyasa koşulları arasında dalgalandı. Özellikle damping niteliğindeki düşük fiyatlarla gerçekleşen ithalat artışları, bu piyasa dengesini daha da zorlaştırıyor.
2026 yılının ikinci yarısının ilk iki ayında, muson yağışları nedeniyle inşaat faaliyetlerinin yavaşlamasıyla birlikte talebin zayıflaması bekleniyor. Bunun özellikle uzun çelik ürünlerinde fiyatların baskı altında kalmasına neden olacağı öngörülüyor. Ardından festival sezonunun etkisiyle hem talep hem de fiyatların toparlanması bekleniyor. Ancak muson yağışlarının zayıf seyretmesi ve El Niño'nun olası etkileri nedeniyle kırsal talep zayıf kalmaya devam edecek. Buna, Orta Doğu'da devam eden çatışmaların neden olduğu enerji ve tedarik zinciri aksaklıkları da eklendiğinde, talep ve fiyatlardaki toparlanmanın sınırlı ve kademeli olması bekleniyor. Yılın son birkaç ayında ise talep ve fiyatların istikrarlı seyrini koruyacağı öngörülüyor. Bununla birlikte, özellikle büyük ölçüde Avustralya'dan ithal edilen koklaşabilir taş kömürü başta olmak üzere hammadde fiyatlarında yaşanabilecek değişimler, maliyet kaynaklı fiyat artışlarını beraberinde getirebilir.
Ham çelikte 300 milyon ton hedefi
2030 yılı için belirlenen çelik üretim ve tüketim hedeflerini ne kadar gerçekçi buluyorsunuz? Sizce bu hedeflere ulaşılmasında en büyük fırsatlar ve zorluklar neler olacak?
Hükümetin vizyon belgesi niteliğindeki Ulusal Çelik Politikası 2017, 2030-31 mali yılının (FY 2030-31) sonuna kadar ham çelik üretim kapasitesinin 300 milyon tona ulaşmasını hedefliyor. Hindistan'da mali yıl 1 Nisan'da başlayıp 31 Mart'ta sona ermektedir. 2025-26 mali yılının sonunda (Mart 2026 itibarıyla), Hindistan'ın ham çelik üretim kapasitesi geçici verilere göre 220,3 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Bu rakam, Hindistan hükümetinin önümüzdeki beş yıl içinde 300 milyon ton kapasiteye ulaşma hedefiyle büyük ölçüde uyumludur. Ayrıca, çeşitli çelik üreticileri tarafından açıklanan kapasite artışları da Hindistan çelik sektörünün 2030-31 mali yılına kadar en az 300 milyon ton ham çelik üretim kapasitesine ulaşacağına olan güveni artırmaktadır.
300 milyon tonluk ham çelik üretim kapasitesi, %85 kapasite kullanım oranı esas alındığında (mevcut kapasite kullanım oranı %80'in altındadır), yıllık yaklaşık 255 milyon ton ham çelik üretimine karşılık gelmektedir. Aynı dönemde, %92-94 dönüşüm oranı dikkate alındığında yıllık nihai çelik üretiminin yaklaşık 235-240 milyon ton seviyesine ulaşması beklenmektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için ise 2030-31 mali yılı itibarıyla yıllık yaklaşık 230 milyon tonluk yurt içi çelik tüketiminin oluşması gerekmektedir.
Pandemi sonrasındaki ilk normal mali yıl 2021-22 olurken, son mali yıl ise 2025-26'dır. Bu dört yıllık döneme ilişkin Hindistan Hükümeti'ne bağlı Joint Plant Committee (JPC) verileri ile yıllık bileşik büyüme oranları (CAGR) aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
|
|
2021-22 |
2025-26 |
CAGR (4 YIL) |
|
Ham Çelik Kapasitesi |
154,1 |
220,3 |
%9,3 |
|
Ham Çelik Üretimi |
120,3 |
169,4 |
%8,9 |
|
Mamul Çelik Üretimi |
113,6 |
162,0 |
%9,3 |
|
Mamul Çelik Tüketimi |
105,8 |
164,2 |
%11,6 |
Joint Plant Committee. 2021-22 ve 2025-26 verileri milyon ton cinsindendir. 2025-26 verileri geçicidir.
Tablo iki önemli sonucu ortaya koyuyor. Birincisi, mevcut büyüme hızının devam etmesi halinde, Ulusal Çelik Politikası 2017'de belirlenen hedeflerin aşılması muhtemel görünüyor. Dolayısıyla bu hedefler gerçekçi olarak değerlendirilebilir.
İkincisi ise, Hindistan çelik sektöründeki büyümenin temel itici gücünün yurt içi çelik talebi olduğudur. Bununla birlikte, asıl soru bu büyüme oranlarının on yıl boyunca korunup korunamayacağıdır. Hindistan ekonomisi son üç mali yılda %7'nin üzerinde büyüme kaydetti ve 2025-26 mali yılında %7,7 büyüdü. Bu performans, çelik talebinde çift haneli büyüme olarak yansıdı.
Bunun yanı sıra, hükümetin altyapı yatırımlarına yönelik harcamalarını sürekli artırması ve güçlü seyreden gayrimenkul sektörü, çelik talebini desteklerken buna bağlı olarak çelik üretimi ve kapasite artışlarını da hızlandırdı. Güçlü ekonomik büyüme, altyapı yatırımlarına verilen önemin artması, imalat sanayisini destekleyen "Make in India" programı ve büyümeye devam eden gayrimenkul sektörünün bu on yıl boyunca da etkisini sürdürmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu unsurlar Hindistan çelik sektörü için en önemli fırsatları oluştururken, bu alanlarda yaşanabilecek herhangi bir zayıflama ise sektörün karşı karşıya kalacağı en önemli zorluklar olacaktır.
Hem altyapı yatırımları hem de "Make in India" programı çelik talebine önemli katkı sağladı
Altyapı yatırımları ve "Make in India" programı gibi hükümet girişimleri, Hindistan'da çelik talebini ne ölçüde destekliyor?
Hükümetin sermaye harcamalarını (Capex) artırması ve altyapı yatırımlarına ağırlık vermesi, özellikle pandeminin başlamasından bu yana çelik talebini büyük ölçüde destekledi. Pandeminin etkili olduğu 2020-21 mali yılında hükümetin sermaye harcamaları yaklaşık 53 milyar USD seviyesindeydi. Bu tutar, 2026-27 mali yılı için yaklaşık 147 milyar USD'ye yükseldi. Bu güçlü artışla birlikte, hükümetin sermaye harcamalarının GSYH içindeki payı 2020-21 mali yılındaki %2,1 seviyesinden 2026-27 mali yılında %3,4'e çıktı.
Bu yatırımlardan en fazla karayolu ve demiryolu projeleri faydalandı. Özellikle demiryolu yatırımları yüksek miktarda çelik tüketen projeler arasında yer alıyor. Altyapı yatırımlarındaki artış aynı zamanda gayrimenkul sektörünü de canlandırırken, sermaye mallarına yönelik talebi artırarak çelik talebi üzerinde çarpan etkisi yarattı. Bunun yanı sıra, özel sektör sermaye yatırımlarını da teşvik etmeye başladı.
"Make in India" programının etkisi ise görece daha sınırlı oldu. Bu politika imalat sanayisini geliştirmeye ve üretim merkezleri oluşturmaya odaklandığı için otomotiv, sermaye malları, beyaz eşya ve savunma sanayisi gibi yoğun çelik tüketen sektörler bundan fayda sağladı. Programın önemli bileşenlerinden biri olan otoyollar, yeni yük koridorları, yüksek hızlı demiryolu hatları ve ulusal su yollarına yönelik altyapı yatırımları, imalat sanayisinin rekabet gücü açısından kritik öneme sahip lojistik maliyetlerini düşürdü.
Bununla birlikte, imalat sanayisinin güçlenmesi yalnızca altyapı yatırımlarını değil, aynı zamanda tedarik zincirlerinin geliştirilmesini ve iş yapma kolaylığının artırılmasını da gerektiriyor. Hükümetin mevcut dönemde odaklandığı konular da bunlar.
Başka bir ifadeyle, hem sermaye harcamalarının artırılmasıyla desteklenen altyapı yatırımları hem de "Make in India" programı çelik talebine önemli katkı sağladı. Ancak altyapı yatırımlarının etkisi daha doğrudan, daha hızlı ve tamamen hükümet tarafından yönlendirilen bir yapıdadır. Buna karşılık, "Make in India" programı daha uzun vadeli sonuçlar doğuran bir girişim olup, lojistiğin yanı sıra çeşitli reformlar ve politika düzenlemelerini de ön koşul olarak gerektiriyor. Bu nedenle etkileri daha dolaylı ve uzun vadede hissediliyor.
“Çelik ihracatı sektörün büyümesinde belirleyici bir rol oynamıyor”
Önümüzdeki yıllarda Hindistan'ın çelik ihracatı açısından hangi pazarların en önemli ihracat destinasyonları olacağını düşünüyorsunuz?
Hindistan son dört yılda yıllık ortalama 6,5 milyon ton nihai çelik ihraç etti. Son mali yılda ise 6,6 milyon ton ihracat gerçekleştirdi. Son dört yılda üretim yaklaşık 50 milyon ton artmasına rağmen ihracat hacmi büyük ölçüde yatay seyretti. Dolayısıyla çelik ihracatı önemli olmakla birlikte sektörün büyümesinde belirleyici bir rol oynamıyor.
Toplam nihai çelik ihracatının %50'den fazlası Avrupa'ya gerçekleştiriliyor. Bunun yanında ihracatın yaklaşık %10-15'i Batı Asya ülkelerine (Körfez Bölgesi), benzer orandaki kısmı ise Güney Asya'daki komşu ülkelere yapılıyor. Bu üç bölge birlikte Hindistan'ın toplam nihai çelik ihracatının yaklaşık %80'ini oluşturuyor.
Küresel pazarlara bakıldığında ise gelişmiş ekonomilerin büyük bölümünde ve birçok gelişmekte olan ülkede gayrimenkul sektörü zayıf seyrediyor. Ayrıca büyük ekonomilerde temel altyapı yatırımları büyük ölçüde tamamlanmış durumda. Lüks otomobil satışları geçmişe kıyasla daha düşük seviyelerde bulunurken, otomobillerin ve beyaz eşyaların kullanım ömürleri uzuyor. Elektrikli araçlara geçiş de araç başına kullanılan çelik miktarını azaltıyor. Başka bir ifadeyle, ilave çelik talebi birçok ekonomide sınırlanıyor, hatta bazı ülkelerde geriliyor.
Diğer yandan, jeopolitik gerilimler ve belirsizlikler küresel finans piyasaları üzerinde baskı oluştururken yatırımcıları daha temkinli hareket etmeye yönlendiriyor. Bunun sonucunda birçok bölgede çelik üreticileri üretim, satış ve kârlılık açısından baskı altında kalıyor. Hükümetlerin yerli çelik sektörlerini korumaya yönelik ticaret ve ticaret dışı engelleri artırması da giderek daha yaygın hale geliyor. Bu da doğal bir sonuç olarak değerlendirilebilir.
Bu nedenle ilgi, çelik talebinin artmaya devam ettiği, altyapı yatırımlarının sürdüğü veya yeniden inşa faaliyetlerinin devam ettiği ve Hint üreticilerinin lojistik açıdan avantaj sağlayabildiği pazarlara yönelecek. Bu kapsamda, çatışmaların sona ermesinin ardından Körfez ülkeleri, özellikle Kuzey Afrika olmak üzere Afrika ülkeleri ve başta Nepal olmak üzere Güney Asya ülkeleri ön plana çıkacaktır.
Hint ihracatçıları ayrıca sınırlı ölçüde Latin Amerika'da yeni pazar arayışlarını sürdürecek. Bunun yanı sıra, özellikle Vietnam olmak üzere bazı Güneydoğu Asya ülkelerine de kademeli şekilde çelik ihracatı yapılması bekleniyor.
Bununla birlikte, Avrupa başta olmak üzere geleneksel ihracat pazarlarına sevkiyatlar devam edecektir. Özellikle Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşmalarının yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa pazarının önemini koruması bekleniyor. Ayrıca, yarı mamul çelik ürünleri hâlihazırda AB'nin ithalat kota rejimi kapsamında yer almadığından, Avrupa Birliği'ne slab ihracatının da devam etmesi öngörülüyor.
“Hindistan, Yeşil Çelik Taksonomisi geliştiren az sayıdaki ülkeden biri”
Yeşil çeliğe geçiş Hindistan çelik sektörü için ne kadar önemli? Düşük karbonlu çelik üretimine geçişte üreticilerin karşılaştığı en büyük zorluklar nelerdir?
Küresel çelik sektörü karbonsuzlaşma sürecine girerken, Hindistan'ın bu dönüşümün gerisinde kalma lüksü bulunmuyor. Ülke, önemli kömür rezervlerine sahip olmasına ve net sıfır emisyon hedefini 2070 yılı için belirlemesine rağmen, COP26 Zirvesi'nde açıkladığı 2030 yılına kadar ekonomisinin karbon yoğunluğunu %45'in üzerinde azaltma hedefi doğrultusunda sürdürülebilirliğe odaklanıyor.
Hindistan Çelik Bakanlığı tarafından yayımlanan "Greening the Steel Sector in India: Roadmap and Action Plan" başlıklı kapsamlı rapor, çelik sektörünün karbonsuzlaşması için izlenecek yolları ortaya koyuyor. Raporda; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, yeşil hidrojen, malzeme verimliliği, kömür bazlı DRI üretiminden doğal gaz bazlı DRI üretimine geçiş, karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) ile çelik sektöründe biyokömür (biochar) kullanımı gibi yeşil dönüşümün temel unsurlarına ilişkin strateji, eylem planı ve yol haritası detaylandırılıyor. Ayrıca Hindistan, Yeşil Çelik Taksonomisi geliştiren az sayıdaki ülkeden biri, hatta belki de tek ülke konumunda bulunuyor. Bu durum, yeşil çeliğe geçişin ülke açısından taşıdığı önemi açıkça ortaya koyuyor.
Hindistan'da çelik üretiminin önemli bir bölümü (%45 civarında) yüksek fırın (Blast Furnace-BF) teknolojisiyle gerçekleştiriliyor ve planlanan yeni kapasite yatırımlarının büyük kısmı da aynı üretim yöntemiyle hayata geçiriliyor. Bu nedenle uzun vadede belirleyici unsur, maliyet açısından rekabetçi yeşil hidrojenin temin edilebilmesi olacak. Ticari ölçekte uygulanabilir hidrojen bazlı yeşil çelik üretimi, Ulusal Yeşil Hidrojen Misyonu kapsamında yürütülen pilot projelerle destekleniyor. Bu projeler arasında dikey şaftlı DRI tesislerinde doğal gazın kısmen hidrojenle ikame edilmesi ve mevcut yüksek fırınlara hidrojen enjeksiyonu yapılarak kömür ile kok tüketiminin azaltılması gibi uygulamalar yer alıyor.
Bunun yanında yenilenebilir enerji kullanımının artırılması teşvik edilerek sürdürülebilir üretim yöntemlerine geçiş kolaylaştırılmaya çalışılıyor. Yenilenebilir enerji aynı zamanda yeşil hidrojen üretiminin temel gerekliliklerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen en büyük zorluk, yeşil hidrojenin ticari ölçekte ve büyük hacimlerde ekonomik şekilde üretilebilmesini sağlayacak teknolojilerin henüz yeterince gelişmemiş olmasıdır. Elektrolizör maliyetleri, elektroliz için gerekli saf suyun temini ile hidrojenin verimli şekilde depolanması ve taşınması sektörün önündeki başlıca engeller arasında yer alıyor.
Uzun vadede piyasanın yeşil çelik ve geleneksel karbon çeliği olarak iki ayrı segmente ayrılması bekleniyor. Zaman içerisinde yeşil çeliğin pazar payı artarken, geleneksel karbon çeliğinin payı azalacak. Çevresel sürdürülebilirliğe önem veren alıcıların yeşil çeliğe yönelik tercihi güçlenecek olsa da bu talep başlangıçta sınırlı kalacaktır. Düzenleyici politikalar yeşil çeliğe geçiş sürecini hızlandırabilir. Bununla birlikte belirleyici unsur yine maliyet olacaktır. Yeşil çelik ile geleneksel çelik arasındaki maliyet farkının azalması, dönüşümün hızını belirleyen en önemli faktör olarak öne çıkıyor. Sonuçta yeşil çelik de karbon çeliğidir; onu farklı kılan üretim sürecidir ve bu üretim teknolojileri halen ticari ölçekte yaygın kullanım için yüksek maliyetlidir.
“Hindistan'da çelik talebinin önümüzdeki yirmi yıl içinde zirve yapması beklenmiyor”
Uluslararası çelik sektörü yatırımcılarına ve SteelRadar okuyucularına Hindistan çelik pazarı hakkında vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Hindistan ekonomisinin büyüme hikâyesi de Hindistan çelik sektörünün büyüme hikâyesi de güçlü şekilde devam ediyor. Bu büyüme büyük ölçüde organik yapıya sahip olup iç talep tarafından destekleniyor. Pazardaki fırsatlar gerçek ve uzun vadeli nitelik taşıyor. Hindistan'da çelik talebinin önümüzdeki yirmi yıl içinde zirve yapması beklenmiyor.
Hindistan çelik sektörü aynı zamanda katma değerli ürünlere ve özel çelik üretimine yöneliyor. Yeşil çeliğe geçiş süreci yeni yatırım fırsatları yaratırken, yapay zekânın üretim süreçlerine entegre edilmesi de sektöre yeni bir dönüşüm alanı kazandıracak. Bu ölçekte fırsatların dünyanın başka herhangi bir bölgesinde en az önümüzdeki iki ila üç on yıl boyunca ortaya çıkması beklenmiyor. En önemlisi ise bu büyümenin tamamen piyasa dinamikleri tarafından şekillendiriliyor olmasıdır.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı