Akbulut, Türkiye’nin üretim yöntemi avantajı sayesinde küresel rakiplerine kıyasla daha düşük karbon yoğunluğuna sahip olduğunu vurguladı.
Adıyaman Üniversitesi Mustafa Vehbi Koç Konferans Salonu’nda düzenlenen programa Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Keleş, Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Şahin, kurum müdürleri, STK temsilcileri, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.
Sunumunda Türkiye’deki çelik üretim altyapısına ilişkin verileri paylaşan Akbulut, ülkede toplam 44 ham çelik tesisi bulunduğunu, bunların 3’ünün entegre tesis (BOF), 30’unun elektrik ark ocağı (EAO/EAF) ve 11’inin indüksiyon ocağı olduğunu belirtti. Tesislerin ağırlıklı olarak Kocaeli, İzmir, Hatay (İskenderun), Karabük, Zonguldak, Tekirdağ, Osmaniye ve Samsun bölgelerinde yoğunlaştığını aktardı.
Dünya üretim sıralamasına ilişkin 2025 verilerini paylaşan Akbulut, Türkiye’nin 38,1 milyon tonluk üretimle dünyada 7. sırada yer aldığını ifade etti. Türkiye’nin 2024’te 36,8 milyon ton olan üretiminin 2025’te %3,3 artış gösterdiğini belirten Akbulut, küresel üretimin ise 1,8 milyar ton seviyesinde gerçekleştiğini ve bir önceki yıla göre %2,0 daraldığını kaydetti. Türkiye’nin dünya üretiminden aldığı payın %2,1 olduğunu bildirdi.
Türkiye’nin nihai çelik tüketiminin 2025 yılında 39,3 milyon tona ulaştığını aktaran Akbulut, genel dış ticarette ise 15,1 milyon ton ihracata karşılık 18,9 milyon ton ithalat gerçekleştiğini söyledi. AB ile ticarette Türkiye’nin 2025’te 6,0 milyon ton ihracat yaptığı, AB’den ithalatın ise 2,0 milyon tona gerilediği bilgisini paylaştı.
Karbon emisyonu açısından Türkiye’nin avantajlı konumda bulunduğunu vurgulayan Akbulut, ülkede üretimin %70’inin elektrik ark ocaklarında, %30’unun ise entegre tesislerde gerçekleştirildiğini belirtti. Laplace Conceil tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye’nin ton başına ortalama 1,10 ton CO2 emisyon değerine sahip olduğunu ifade eden Akbulut, bu oranın dünya ortalaması olan 1,92 tonun, Çin’in 2,10 tonluk ve Hindistan’ın 2,18 tonluk seviyelerinin altında olduğunu kaydetti. Hurda bazlı EAO rotasında emisyonun 0,3–0,7 ton CO2 seviyesinde gerçekleştiğini, geleneksel yüksek fırın (BOF) rotasında ise bu değerin 2,0–2,3 ton CO2 seviyesine çıktığını aktardı.
Akbulut, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Düşük Karbonlu Çelik Projesi kapsamında yapılan çalışmalarda 2053 yılına yönelik projeksiyonlarda toplam kapasitenin 97,78 milyon tona çıkmasının ve EAO payının %85’e ulaşmasının öngörüldüğünü, toplam üretimin ise 69,06 milyon ton seviyesinde gerçekleşmesinin beklendiğini bildirdi. Hazırlanan rapora göre 2026’dan itibaren yeşil hidrojen, düşük karbonlu üretim teknolojileri ve karbon yakalama (CCUS) uygulamalarına geçiş planlandığını ifade etti.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın 2026 itibarıyla kesin uygulamaya geçtiğini hatırlatan Akbulut, AB Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki ücretsiz tahsisatların 2026’da %2,5 oranında azaltılmaya başlanacağını ve 2034’te tamamen sonlandırılacağını söyledi. 2034 yılı itibarıyla karbon vergisi nedeniyle üretim maliyetlerinde %11 artış öngörüldüğünü belirtti. Yeşil çelik üretimi için teknolojilerin belli olduğunu ancak bu teknolojilerin pilot uygulamaları olmakla birlikte ölçeklenmesinin ve ticari işletmeye alınmasının Türk çelik sektörü tarafından da beklendiği, yeşil çelik üretiminden dolayı oluşacak ciddi premium farklarının da talep sektörleri tarafından kabullenilmesinin önemli olduğunu ifade etti. Yapılan çalışmalarda entegre çelik üretiminde maliyet dünya ortalaması olarak 390 USD/ton iken yeşil hidrojen bazlı DRI+EAO üretiminde maliyetlerin 650 USD/ton seviyesine ulaşabileceğini belirtti.
Hurda tedariki konusuna da değinen Akbulut, Türkiye’nin 2024 yılında 20,4 milyon ton ile dünyanın en büyük hurda ithalatçısı olduğunu, bilindiği üzere bazı ülkelerin hurda ihracatını yasakladığını veya hurda ihracatına sınırlamalar getirdiğini ve bu sayının yakın zamanda 60 ülkeye ulaşmasından endişe edildiğini aktardı. Farklı kuruluşlar tarafından yapılan çalışmalara göre, 2053 net-sıfır hedefi kapsamında çelik sektöründe yaklaşık 31 milyar USD yatırım ihtiyacı bulunduğunu belirten Akbulut, çimento sektörüyle birlikte kritik sektörlerde toplam yatırım ihtiyacının 70 milyar USD’yi aştığını, tüm sanayiyi kapsayan projeksiyonun ise 265 milyar USD seviyesinde olduğunu ifade etti.
Akbulut, devlet destekleri konusundaki farklılıklara da dikkat çekerek, AB ülkelerinde çelik sektörüne 15,1 milyar euro hibe sağlandığını, Türkiye’de ise benzer destek mekanizmalarının bulunmadığını belirtti. ABD’nin olası ilave vergileri ve AB’nin yeni serbest ticaret anlaşmaları kapsamında oluşabilecek ticaret sapması risklerine de işaret etti.
Sunumda, Türkiye’nin elektrik ark ocağı ağırlıklı üretim yapısı sayesinde yeşil çelik dönüşümünde önemli bir başlangıç avantajına sahip olduğu, ancak finansman ihtiyacı, hammaddeye erişim kısıtları ve küresel ticaret baskılarının sektör açısından temel riskler oluşturduğu vurgulandı.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı