Küresel demir çelik sektörünün yeşil dönüşüm süreci ve sürdürülebilirlik hedefleri, EFRS 2026 Uluslararası Demir Çelik Sempozyumu’nda düzenlenen özel bir panelde tüm boyutlarıyla tartışıldı. Erdemir Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinan Bozkurt’un moderatörlüğünü üstlendiği "Yeşil Çelik, CBAM ve Piyasa Dinamikleri" başlıklı panelde; Dünya Çelik Birliği (worldsteel) Sürdürülebilirlik Başkanı Clare Broadbent, Emsteel Grup Başkan Yardımcısı Dimitrios Dimitriou, Responsible Steel Geliştirme ve İnovasyon Direktörü Shivakumar Kuppuswamy ve Borçelik Genel Müdür Yardımcısı Güvenç Temizel panelist olarak yer aldı.
"Yeşil Çelik" Sıfır Karbon Değil
Panelde öne çıkan en önemli teknik tespitlerden biri, "yeşil çelik" kavramının mutlak sıfır karbon anlamına gelmediği oldu. Mevcut endüstriyel ve teknolojik gerçeklikler doğrultusunda, çeliğin hurda içeriğine ve uygulanan prosese bağlı olarak ton başına 50 ila 400 kg CO₂ aralığındaki emisyon değerlerinin "düşük karbonlu çelik" olarak referans kabul edildiği belirtildi.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) kılavuzlarına da atıf yapılan oturumda, yeşil çeliğin ikili bir etiket yerine bir spektrum, yani "yeşilin tonları" olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Mevcut şartlarda gerçek anlamda sıfır karbonlu çelik üretiminin henüz mümkün olmadığı, endüstrinin odak noktasının sıfıra yakın ve düşük karbonlu hedefler olması gerektiği vurgulandı.
Müşteri Davranışları: Talep "Gönüllü" Değil, "Risk ve Uyum" Odaklı
Müşterilerin yeşil çeliğe yönelik talep sürücülerini analiz eden Emsteel Grup Başkan Yardımcısı Dimitrios Dimitriou, piyasadaki genel satın alma eğilimlerine dikkat çekti. Alıcıların büyük yeşil çelik primlerini kolayca ödeme konusunda temkinli yaklaştığını ifade eden Dimitriou, geleneksel satın alma kriterlerinin halen fiyat, kalite ve teslimat performansı olduğunu, karbon emisyonunun ise artık dördüncü bir ana faktör olarak sisteme dahil olduğunu belirtti.
Oturumda, müşterilerin sürdürülebilir ürünleri özünde bir tercih olarak değil; yatırımcılar, bankalar ve düzenleyici kurumlar tarafından dikte edilen uyumluluk, şeffaflık ve risk yönetimi gereklilikleri nedeniyle satın aldıkları ifade edildi. Otomotiv gibi olgun sektörlerde daha proaktif bir talep gözlenirken, inşaat gibi sektörlerde aynı çelik kiriş için birden fazla ürün etiketi ve Çevresel Ürün Beyanı (EPD) bulunmasının müşteri nezdinde kafa karışıklığına ve fiyat odaklı seçimlere yol açtığı bir vaka çalışması olarak aktarıldı.
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), hem bir iklim aracı hem de küresel ticaret akışlarını etkileyen potansiyel bir rekabet/koruma mekanizması olarak değerlendirildi. İthalata karbon fiyatı koyarak AB üreticileri ile yabancı üreticiler arasında eşit şartlar sağlamayı amaçlayan CBAM’ın, uygulamada ciddi pratik sorunlar barındırdığı dile getirildi.
Panelde, AB ETS, CBAM, EPD’ler ve Sürdürülebilir Ürünler İçin Eko-Tasarım Yönetmeliği (ESPR) gibi çok sayıda örtüşen mevzuatın farklı muhasebe çerçevelerine sahip olmasının iş süreçlerini zorlaştırdığı belirtildi. Özellikle yabancı üreticilerin emisyon iddialarını küresel ölçekte kimin, hangi metodoloji ve kabul görmüş altyapıyla doğrulayacağı sorusu, güvenilirlik açısından en önemli engellerden biri olarak tanımlandı.
Türkiye örneği üzerinden yapılan değerlendirmede ise, küresel fiyat eşitsizliklerini gidermek adına Türkiye’nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) kurma yönündeki adımlarına dikkat çekildi.
Değer Zinciri Ekonomisi ve Enerji Güvenliği Dengesi
Panelistler, yeşil dönüşümün finansmanı noktasında değer zinciri ekonomisinin önemine vurgu yaptı. Çelik üreticilerinin yukarı yönlü yeşil demir üreticilerine ödeme yapıp yapmayacağı tartışılırken; nihai aşağı yönlü alıcının bu yeşil primi absorbe etmesi veya sistem genelinde mümkün kılması gerektiği ifade edildi.
Son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimler ve küresel enerji krizlerinin sanayideki öncelikleri değiştirdiği de oturumun çıktıları arasında yer aldı. Karbonsuzlaştırma hedeflerinin artık tek başına değil; enerji güvenliği, tedarik zinciri dayanıklılığı ve rekabetçi girdi maliyetleri ile eşleştirilerek yönetildiği, bu doğrultuda enerji verimliliği ve kısa vadeli karbonsuzlaştırma adımlarının önem kazandığı vurgulandı.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı