Avrupa çelik sanayisi, küresel rekabetin yanı sıra enerji ve karbon maliyetlerinin oluşturduğu baskıyla yapısal bir değişim sürecine giriyor. PwC Almanya tarafından hazırlanan analize göre, Avrupa'da yüksek enerji ve üretim maliyetleri, küresel çelikteki aşırı kapasite ve güçlü ithalat baskısıyla birleşirken, düşük karbonlu çelik üretiminde Avrupa dışındaki bölgelerin rekabet avantajı giderek artıyor. Avrupa Birliği'nin Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması (CBAM) karbon maliyetlerini üretim kararlarında daha belirleyici hale getirirken, bu mekanizmaların Avrupa'nın kaynak zengini bölgelere kıyasla sahip olduğu enerji maliyeti dezavantajını tamamen ortadan kaldırması beklenmiyor.
Yüksek fırının maliyet avantajı sona eriyor
Analizin öne çıkan sonuçlarından biri, kok kömürü kullanan geleneksel yüksek fırın teknolojisinin uzun vadede ekonomik üstünlüğünü kaybedecek olması. PwC'nin hesaplamalarına göre, yükselen CO₂ fiyatları geleneksel çelik üretiminin maliyetini 2045 yılına kadar iki katına çıkarabilecek. En geç 2040 yılına kadar yüksek fırın yöntemi, dünyanın hiçbir bölgesinde en düşük maliyetli çelik üretim seçeneği olmayacak. Bu gelişmenin Avrupa açısından önemli bir sonucu bulunuyor. Enerji yoğun birincil çelik üretiminin kıtada sürdürülmesi, yalnızca karbon maliyetleri nedeniyle değil, Avrupa ile düşük maliyetli enerji kaynaklarına sahip bölgeler arasındaki kalıcı fiyat farkı nedeniyle de zorlaşıyor.
Körfez ve Hindistan öne çıkıyor
Düşük karbonlu birincil çelik üretiminde rekabetin ağırlık merkezi ise Avrupa dışındaki bölgelere kayıyor. Körfez ülkeleri ve Hindistan, düşük maliyetli enerji ve hammadde kaynaklarına erişimleri nedeniyle yeşil çelik üretiminde avantajlı konumda bulunuyor. Özellikle güneş enerjisinden düşük maliyetle elektrik üretilebilmesi, hidrojen bazlı doğrudan indirgeme teknolojisinin bu bölgelerde daha rekabetçi hale gelmesini sağlıyor. PwC analizine göre, 2030 yılında Körfez ülkelerinde doğal gaz bazlı doğrudan indirgeme yöntemiyle üretilen çeliğin maliyeti, Orta Avrupa'daki yüksek fırın üretimine kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha düşük olabilir. Hidrojen bazlı doğrudan indirgeme yöntemiyle Hindistan'da üretilecek yeşil çeliğin de aynı yıl Avrupa'daki yüksek fırın çeliğinden yaklaşık yüzde 15 daha düşük maliyetli olması bekleniyor. Avrupa'da ise düşük karbonlu birincil çelik üretimi halen daha yüksek maliyetli. Analize göre yalnızca İskandinavya, iyimser varsayımlar altında rekabetçi birincil çelik üretim maliyetlerine ulaşabilecek konumda bulunuyor.
Avrupa için üç farklı gelecek senaryosu
PwC çalışması, Avrupa çelik sektörünün dönüşümü için üç farklı senaryo ortaya koyuyor. İthalata dayalı geçiş senaryosunda, Avrupa'nın enerji maliyetlerini yeterince aşağı çekememesi halinde birincil çelik üretiminin Körfez ülkeleri ve Hindistan gibi daha düşük maliyetli bölgelere kayması öngörülüyor. Almanya'nın ise ağırlıklı olarak ikincil çelik üretim kapasitesini koruması bekleniyor. Dengeli geçiş senaryosunda Avrupa, özellikle İskandinavya'da kendi düşük karbonlu birincil çelik kapasitesini geliştiriyor. 2035 sonrasında ise ithalatın payı artıyor. Bu modelde Avrupa çelik pazarı; Avrupa'da üretilen ikincil çelik, İskandinavya'dan sağlanan düşük karbonlu birincil çelik ve seçici ithalatın bileşiminden oluşuyor. Kendi kendine yeterlilik senaryosu ise Avrupa'nın daha güçlü sanayi politikaları ve rekabetçi endüstriyel enerji fiyatları sayesinde çelik ihtiyacının büyük bölümünü kendi üretimiyle karşılamasını öngörüyor. Bu durumda ithalatın rolü marjinal seviyede kalıyor.
Avrupa'nın avantajı hurda çelikte
Avrupa'nın rekabetçi kalabileceği alanlardan biri ikincil çelik üretimi olarak öne çıkıyor. Hurda çelikten üretim, birincil üretime kıyasla daha düşük emisyon potansiyeline sahip olmasının yanı sıra Avrupa'nın yüksek miktarda hurda çeliğe erişimi nedeniyle de avantaj sağlıyor. Bununla birlikte ikincil çelik üretiminin, kapanacak veya dönüşecek birincil çelik kapasitesinin tamamının yerini alması mümkün değil. Bu nedenle Avrupa'nın gelecekte düşük karbonlu birincil çeliği hem kendi rekabetçi üretim bölgelerinden hem de uygun maliyetli dış pazarlardan tedarik etmesi gerekecek.
Almanya'da üretimin niteliği değişecek
Almanya açısından dönüşümün temel başlıklarından biri, çelik üretiminin hangi aşamalarının ülkede kalacağı olacak. PwC Almanya Enerji Dönüşümü ve Karbonsuzlaştırma Müdürü Alexander Schröder, kömür bazlı birincil çelik üretiminin Almanya'daki geleceğinin bulunmadığını belirterek, metal işleme sektörünün değer zincirinin daha erken aşamalarında yeniden konumlanması gerektiğine dikkat çekiyor.Schröder'e göre Almanya'da üretimin geleceğinde tasarım, hassas üretim, sistem entegrasyonu, sertifikasyon ve yazılım gibi bilgi yoğun faaliyetler daha fazla önem kazanacak. Bu modelde rekabet, yalnızca ton başına çelik üretim maliyeti üzerinden değil, çeliğin müşteriye özel bir ürüne dönüştürülmesi sırasında yaratılan katma değer üzerinden şekillenecek.
Sanayi kümeleri yeni dönemde belirleyici olacak
PwC Almanya Enerji Dönüşümü ve Dekarbonizasyon Ortağı Andree Simon Gerken de enerji yoğun temel malzeme üretiminin yurt dışına taşınmasının, bilgi ve uzmanlığa dayalı yeni değer yaratımıyla desteklenmesi halinde bunun doğrudan sanayisizleşme anlamına gelmeyeceğini belirtiyor. Gerken'e göre Almanya'nın rekabetçiliğini koruyabilmesi için bilgi yoğun üretim faaliyetlerinin güçlü sanayi kümeleri etrafında geliştirilmesi gerekiyor. Bu kapsamda hızlandırılmış izin süreçleri, uygun fiyatlı enerjiye erişim, ara ürünlerin ithalatını destekleyecek liman altyapısı ve üniversiteler ile sanayi şirketleri arasındaki iş birlikleri öne çıkıyor. Almanya'da Ren-Ruhr bölgesi, kıyı bölgeleri ile Hannover, Braunschweig ve Wolfsburg'un oluşturduğu üçgen, bu tür sanayi kümeleri açısından potansiyel bölgeler arasında gösteriliyor.
Şirketler üretim zincirini yeniden tasarlayacak
Avrupa çelik sektöründeki dönüşümün yalnızca fabrika teknolojilerinin değiştirilmesiyle sınırlı kalması beklenmiyor. Şirketlerin, enerji yoğun üretim aşamalarının coğrafi konumunu da yeniden değerlendirmesi gerekiyor. PwC analizinde Avrupa çelik şirketlerinin Avrupa dışındaki tesislerin işletmecileriyle ortaklık kurması, teknoloji ortaklıkları geliştirmesi ve uzun vadeli tedarik anlaşmalarıyla düşük karbonlu hammadde ve çeliğe erişimini güvence altına alması öneriliyor. Bu yaklaşım, Avrupa'daki yüksek enerji maliyetlerinin etkisini azaltırken, kıtadaki üreticilerin düşük karbonlu çeliğe öngörülebilir maliyetlerle erişmesini sağlayabilir. Rekabetin merkezi üretimden katma değere kayıyor Avrupa çelik sanayisinin önündeki temel soru, üretimin tamamının Avrupa'da tutulup tutulamayacağından çok, değer zincirinin hangi aşamalarının Avrupa'da rekabetçi biçimde sürdürülebileceği haline geliyor.
PwC'nin analizine göre Avrupa için ikincil çelik üretimi, İskandinavya'daki düşük karbonlu birincil çelik kapasitesi ve seçici ithalatın bir arada kullanıldığı bir yapı öne çıkıyor.
Almanya açısından ise tasarım, hassas üretim, sistem entegrasyonu, sertifikasyon ve yazılım gibi bilgi yoğun faaliyetlerin güçlendirilmesi kritik önem taşıyor.
Böylece Avrupa çelik sektörünün geleceğinde rekabet, yalnızca daha fazla çelik üretmekten değil, düşük karbonlu çeliği en uygun maliyetle tedarik etmek ve bu malzemeyi yüksek katma değerli ürünlere dönüştürmekten geçecek.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı