SteelRadar'ın Almanya Çelik Birliği (Wirtschaftsvereinigung Stahl) verilerinden elde ettiği bilgilere göre; Almanya'nın ham çelik üretimi 2025 yılında 2024’e kıyasla %8,6 düşüş yaşandı. 34,1 milyon ton olan ham çelik üretimi, önceki yılın zaten çok düşük seviyesinin yaklaşık %9 altındaydı. Almanya'nın yeniden birleşmesinden bu yana, 2009 küresel finansal krizi sırasında benzer düşük bir değer yaşanmıştı.
Kapasite kullanım oranı ise %70’in altına gerileyerek enerji yoğun çelik endüstrisi açısından kritik eşiklerin altına indi. Böylece üretim, üst üste dördüncü kez sektör için yeterli kapasite kullanımının sınırı kabul edilen 40 milyon tonun oldukça altında kaldı.
Yılın son ayına ilişkin veriler de toparlanmaya işaret etmedi. Aralık 2025’te toplam ham çelik üretimi 2,744 milyon ton oldu ve bir önceki yılın aynı ayına göre %0,2 azaldı. Bu dönemde BOF ile çelik üretimi 2,213 milyon ton ile yıllık bazda %0,9 düşerken, EAF ile üretilen çelik üretimi %2,7 artışla 531 bin ton olarak kaydedildi. Aynı ayda pik demir üretimi 1,98 milyon tonla %3,1 gerilerken, sıcak haddelenmiş çelik ürünleri üretimi %8,3 artışla 2,255 milyon tona yükseldi.
2025’in tamamına bakıldığında alt kalemlerde de düşüş eğilimi öne çıktı. Yıl genelinde BOF ile çelik üretimi %10,7 azalarak 23,645 milyon ton olurken, EAF ile üretilen çelik üretimi %3,5 düşüşle 10,445 milyon ton seviyesinde gerçekleşti. Pik demir üretimi %10,1 gerileyerek 21,872 milyon tona indi. Sıcak haddelenmiş çelik ürünleri üretimi ise %5,5 azalışla 29,76 milyon ton olarak kayıtlara geçti.
Üretimdeki zayıflık, iç talepteki gerilemeyle de örtüştü. Ön verilere göre Almanya çelik pazarında talep 2025’te Ekim ayına kadar olağanüstü zayıf seyretti. Yıl geneli için öngörülen yaklaşık 30 milyon tonluk piyasa arzı, son dört yılın düşük ortalamasının da altında kaldı.
"2026 sektörün güvence altına alınacağı yıl olacak"
Alman Çelik Derneği Genel Müdürü Kerstin Maria Rippel, üretim ve talepteki düşüşlerin yapısal sorunlardan kaynaklandığını belirterek, sektörün aynı anda birden fazla baskıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Rippel, tarihsel olarak zayıf talep, ithalat baskısındaki kontrolsüz artış ve uluslararası ölçekte rekabetçi olmayan enerji fiyatlarının sektörü zorladığını ifade etti. Alman hükümeti ile AB Komisyonu’nun karşı önlemler üzerinde çalıştığını ancak henüz somut uygulamaların devreye girmediğini belirten Rippel, kötüleşen jeopolitik ortam dikkate alındığında sürecin hızlandırılması gerektiğini söyledi. Rippel’e göre 2026, sektörün konumunun güvence altına alınacağı bir yıl olmak zorunda.
İthalat tarafındaki gelişmeler de endişe yaratıyor. AB’de tüketilen çeliğin yaklaşık üçte biri artık AB dışı ülkelerden geliyor. Özellikle Asya kaynaklı küresel aşırı kapasiteler ve ABD’nin giderek daha agresif ve öngörülemez hale gelen gümrük tarifeleri, Avrupa pazarındaki baskıyı artırıyor. Rippel, bu koşullar altında sektörün 2026’da kendi başına toparlanmasının zor olduğunu belirterek, AB Komisyonu’nun ithalat baskısını sınırlayacak etkili bir koruma aracını gecikmeden ve kararlılıkla uygulaması gerektiğini dile getirdi.
Enerji maliyetleri ise hâlâ merkezi bir sorun olmaya devam ediyor. Rippel, rekabetçi olmayan elektrik fiyatlarının hem mevcut üretim üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu hem de sektörün iklim nötrlüğüne geçişini zorlaştırdığını söyledi. Orta vadede hedefin, sanayi için kilovat saat başına 3–6 euro sent aralığında, şebeke ücretleri, vergiler ve harçlar dâhil uluslararası düzeyde rekabetçi bir elektrik fiyatı olması gerektiğini vurguladı. Bu hedefe ulaşmak için şebeke ücretlerinin kalıcı olarak düşürülmesi, elektrik fiyatı telafi mekanizmasının süresiz devamı ve sanayi elektrik fiyatı ile elektrik fiyatı telafisinin birlikte uygulanabilmesi öne çıkan adımlar arasında yer alıyor.
Dernek, geleceğe dönük büyüme için düşük emisyonlu çelik pazarlarının geliştirilmesini kritik görüyor. AB içinde üretilen düşük emisyonlu çelik için hedefli “öncü pazarların” oluşturulmasının yeni bir ekonomik ivme yaratabileceği belirtiliyor. Bu kapsamda kamu alımları hukukunda devam eden reform sürecinin belirleyici rol oynayacağına dikkat çekiliyor. Kamu yatırımlarında giderek daha fazla düşük emisyonlu hammaddenin zorunlu hale getirilmesi ve iklim dostu çeliğe yönelik talebi güçlendirecek AB içerik kurallarının devreye alınması gerektiği ifade ediliyor.
Öte yandan AB düzeyinde gündemde olan Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası’nın, çelik kullanan sektörlerde talebi canlandırma potansiyeli taşıdığına işaret ediliyor. Derneğe göre bu tür düzenlemeler, düşük emisyonlu çeliğin güvenilir biçimde satın alındığı öncü pazarların oluşmasına katkı sağlayarak sektör için etkili bir ekonomik teşvik mekanizması yaratabilir.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı